Milyon dolarlık soru

21.05.2014 11:15

Son güncelleme : 21.05.2014 17:36



 ABD Merkez Bankası'nın  (Fed) parasal genişlemeden çıkış için ilk sinyali verdiği 22 Mayıs 2013  tarihinden bugüne kadar ki bir yıllık dönemde piyasaların algısı ve gündemi  önemli ölçüde değişti.

 

    Fed Eski Başkanı Ben Bernanke'nin 22 Mayıs 2013 tarihinde 2008  yılından beri aralıklarla devam eden tahvil alım programının sonlandırabileceğine  ilişkin açıklamaları sermaye piyasalarında yeni bir dönemin başlamasına neden  olmuştu.

 

    Bu dönemde piyasalarda faizlerin yükselebileceği ve Fed'in piyasaya  desteğinin sonuna yaklaşıldığı algısı hakim olurken doların ana vatanına dönüşü  ile ilgili haber, veri ve açıklamalar gündemin ilk sırasına oturdu.

 

    ABD'de 22 Mayıs 2013 tarihindeki Fed kararları, yapılan açıklamaların  ardından yatırımcıların değişen algısı en fazla tahvil faizleri tarafında  hissedildi. ABD 10 yıl vadeli tahvil faizleri yüzde 2'nin altından başladığı  yükselişini yüzde 3,05 seviyesine kadar sürdürürken, Türkiye'nin 10 yıl vadeli  tahvil faizi ise yüzde 6,10 seviyelerinden yüzde 11,41'e kadar çıktı.

 

    Avrupa tarafında ise Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) faiz indirim  hamleleri ve destekleme politikasını devam ettirmesi ile faizlerin düşüş  eğilimini sürdürmesine ve diğer ülke faizlerinden pozitif yönde ayrışmasını  sağlamıştı.

 

    Doların ana vatanına geri dönmesine yönelik haber ve açıklamaların  uzunca bir süre gündemi meşgul ettiği bu bir yıllık dönemde, gelişen ülke para  birimleri dolar karşısında hızla değer kaybederken, bu süreçte cari açığı fazla  olan ülkelerin de diğer gelişen ülkelerden ayrı değerlendirilmeye başladığı  görüldü. Cari açığı fazla olduğu için kırılgan 5'li olarak adlandırılan ülkelerin  arasında olan Türkiye'de de döviz kurları tarihinin en yüksek seviyelerini  görerek rekor kırdı. Bu dönemde TL'nin dolar karşısındaki değer kaybı yüzde  32'lere kadar artsa da daha sonra yaşanan dengelenme ile kayıplarının yarısını  telafi etti.

 

    Hisse senedi piyasalarında ise 22 Mayıs 2013 açıklamalarının ardından  gelişmiş ve gelişen ülke piyasaları arasındaki ayrışma dikkati çekti. Gelişmiş  ülke piyasaları ABD'de düzelen ekonomik aktivitenin fiyatlanması ile yükselişini  devam ettirerek, tarihin en yüksek seviye rekorlarını geliştirirken, gelişen ülke  hisse senedi piyasalarında sert düşüşler görüldü. Bu dönemde BIST 100 endeksi  93.000 puanın üzerinden başladığı düşüş trendini 60.000 puan sınırına kadar devam  ettirirken, tahvil alım miktarında sınırlamanın başlamasıyla kayıpların bir  kısmının telafi edildiği görüldü.

  

 

    - "Gelişmekte olan ülkelerin büyüme eğiliminde sıkıntı oldukça Fed'in  faiz artırımı yapmayacağını düşünüyorum"

  

    Bu konuda herkesin değişik görüşleri olduğunu ancak piyasa  fiyatlamasının her zaman doğrudur mantığıyla hareket etmesi gerektiğine  inandığını kaydeden Ökte, şu an 'Fed Funds Rate'in 2016 yılında ilk faiz  artırımının olacağını fiyatladığını vurguladı.

 

    Hem ABD 10 yıllık tahvil faizlerinde yüzde 2,80'lerden yüzde 2,50'ye  yaşanan hareketin, hem de istihdam rakamlarında görülen iyileşmeye karşın konut  sektöründen gelen negatif sinyallerin 2015 yılında Fed'in faiz artırımı  olasılığını azalttığına dikkati çeken Ökte, gelişmekte olan piyasalar için Fed'in  faiz politikası kadar büyüme sürecinde yaşanan sıkıntıların (özellikle Çin  kaynaklı) atlatılması gerekli olduğunu ifade etti.

 

    Bu sıkıntılar atlatılmadan, Fed faiz artırımına giderse para  çıkışlarının 22 Mayıs 2013 sonrası gibi sert şekilde olabileceğini dile getiren  Ökte, "Ancak Fed'in bu konuda çok dikkatli davranacağını ve gelişmekte olan  ülkelerin büyüme eğiliminde sıkıntı oldukça faiz artırımı yapmayacağını  düşünüyorum. Bu konuda son bir sene içinde iki defa Çin hükümetinin üst düzey  yetkilileri hatırlayacağınız üzere Bernanke'yi uyarmışlardı" dedi.

 

    Şu an piyasalar için en önemli gündem maddesinin ECB'nin 5 Haziran'da  yapacağı toplantı olduğunu kaydeden Ökte, şu an piyasalarda faiz indiriminin  fiyatlandığını belirtti.

 

    Haftasonu çıkan haberler doğrultusunda 200 milyar avro'luk bir  genişleme paketi beklentisinin de pazartesi günü itibarıyla fiyatlanmaya  başlandığını aktaran Ökte, son iki ayda TL varlık fiyatlamasında ana rolu  üstlenen "carry" işlemlerinin devamının ECB beklentileriyle alakalı olduğunu ve  ECB'den beklenen hareket gelmezse, TL dahil tüm gelişmekte olan ülke para  birimlerinde satış beklediğini kaydetti.

  

 

    - "Fed'in faizleri ne zaman ve ne oranda artırabileceği senaryoları  belirginleştikçe para politikası belirsizliği ortadan kalkmaya başladı"

  

 

    Ziraat Yatırım Ekonomisti Bora Tamer Yılmaz ise Fed'in parasal  genişlemenin bitebileceğine yönelik sinyal vermesinin ABD'de büyümeye yönelik  iyimser açıklanan veriler neticesinde gerçekleştiğini söyledi.

 

    İşsizlik oranının işgücünden kayıpların da etkisiyle yüzde 8 oranının  altına iyileşirken işgücüne katılımın aylık ortalama 200 bin sınırına  yaklaştığını belirten Yılmaz, 2013 yılında ABD ekonomisindeki toparlanma  sinyalleriyle aynı dönemde Avro Bölgesi'nde de ekonomik veri akışının pozitif  gerçekleştiğini kaydetti.

 

    Yaz aylarında eşik değer 50'nin üzerine çıkan PMI verilerinin Avro  Bölgesi'nde ekonomik toparlanmanın öncü sinyalleri olarak kabul edildiğini  aktaran Yılmaz, bunun sonucu olarak Lehman sonrası dönemde gelişmiş ülkelerde ilk  defa büyüme oranlarının gelişmekte olan ülke büyüme oranlarına göre daha anlamlı  hale geldiklerini kaydetti.

 

    Yılmaz, aynı dönemde Brezilya, Hindistan gibi büyük ülkelerde büyüme  hızları gerilerken Dünya'nın ikinci büyük ekonomisi Çin'in yapısal dönüşümle  büyüme hızını tek hanelere indirmesinin yatırımcılarda 'Gelişmiş Ülke Al /  Gelişmekte Olan Ülke Sat' işlemini tetiklediğine dikkati çekerek, bir yandan risk  primi nedeniyle varlık fiyatları gerileyen bir yandan da varlık fiyatlamalarının  en önemli değişkenlerinden büyüme konusunda avantaj kaybeden gelişmekte olan  ülkelerin getiri dengesini yakalayabilmek için faiz oranlarında yeniden ayarlama  yapmak zorunda kaldıklarını ifade etti.

 

    2013 yılının ikinci yarısını faiz oranlarını sınırlı artırımlarla  atlatmaya çalışan gelişmekte olan ülke kurmaylarının Aralık ayında kesinti  planının devreye girmesiyle piyasalarda ocak ayında beliren oynaklığın ancak ay  sonunda senkronize şekilde faiz artırımlarıyla giderebildiklerini kaydeden  Yılmaz, ocak ayında ABD'de beliren soğuk hava koşulları ve Çin'de büyümenin  sorgulanmasının da belirsizlikleri artıran faktörler olduğunu vurguladı.

 

    Güney Afrika, Brezilya ve Hindistan'ın ocak ayı sonunda Türkiye  liderliğinde faiz artırımını tercih ettiklerini anımsatan Yılmaz, ocak ayında  gelişmekte olan ülkelerin sıkı para politikası yaklaşımları ülke kurlarını  stabilize ettiklerini belirtti.

 

    Aynı süreçte kesinti takvimiyle birlikte Fed'in faizleri ne zaman ve  ne oranda artırabileceği senaryoları da belirginleştikçe para politikası  belirsizliği ortadan kalkmaya başladığını vurgulayan Yılmaz, böylece ülkelerin  risk primleri iyileşirken getiri paritesinin avantajının yatırımcılara  "carry-trade" fırsatları sunmuş olduğunu söyledi.

  

 

    - "Gelişmekte olan ülkelere yılın ikinci yarısında fon akımları  gözlemlenebilir"

  

 

    ABD'de gerilemeye başlayan faiz oranlarının "carry-trade" bilançosunun  yükümlülük tarafını desteklerken gelişmekte olan ülkelerdeki yüksek faiz  oranlarının da varlık tarafını desteklediğini aktaran Yılmaz, 2014 yılında Avro  Bölgesi'nin 2013 yılındaki performansını tekrar etmesinin mümkün gözükmediğini  kaydetti.

 

    Bir yanda deflasyonist baskıların bir yanda da para birliği üyesi  ülkeler arasındaki makroekonomik farklılıkların kurmayların gelecek aylarda  piyasaya likidite sağlamasına neden olabileceğine dikkati çeken Yılmaz, böyle bir  ortamda "carry-trade" koşullarının olumlu devam etmesi ve ABD ve İngiltere'nin  bol likidite politikasından uzaklaşması gündemdeyken Avro Bölgesi'nin piyasalara  likidite sağlamasının gelişmekte olan ülke ekonomileri için fon akımlarının  güçlenmesine neden olabileceğini ifade etti.

 

    Yılmaz, çalkantılı dönemin arkada kalmasıyla yatırımcıların büyümenin  var olduğu ülkeleri tercih edebileceklerini vurgulayarak, şunları belirtti:

 

    "Doğu Avrupa ülkeleri Polonya, Macaristan ile birlikte Türkiye de  büyümeye sahip ülkelerden. Yılın ilk çeyreğinde büyümenin yüzde 5 oranına  yaklaşmış olması söz konusu. Hindistan piyasalarında bu ay gözlemlenen rallinin  sebebini büyümeyi destekleyecek politikalar vaat eden Mondi'nin iktidara  gelmesiyle açıklamaktayız. Büyümesini sürdürebilen gelişmekte olan ülkelere yılın  ikinci yarısında fon akımları gözlemlenebilir. Varlık fiyatları açısından  destekleyici bir unsur olmasıyla birlikte kurlar açısından da fon akımları olumlu  etki edebilir. Böyle bir ortamda finansal riskleri göz önüne alarak TCMB'nin  getiri paritesini Türkiye lehine dengeleyebilmek için faiz oranlarını fiyat  istikrarında istenen sonuçların alınmaya başlamasıyla aşağı çekmesi gündeme  gelecektir"





17:5993.003
Değişim :  0,74% |  680,98
Açılış :  92.752  
Önceki Kapanış :  92.322  
En Yüksek
93.296
En Düşük
92.193