Ekonomide Yeni Normal’e hazır mısınız?

01.07.2014 08:54

Lehman Kardeşler’in 2007 Ağustos’unda  iflası ile başlayan global panik ve resesyon nerdeyse 7ci yılında, ama dünya ekonomisi bir türlü eski gücüne geri dönemedi.


Lehman’dan önce yıllık olarak %5 büyümeyi rahatlıkla yakalayan Yerküre bu sene tahminlere göre en fazla %3 büyüyecek. Bir çok ekonomiste göre “ne zaman bitecek bu krizin yankıları?” diye sormak abes.  Kriz bitti, dünya düşük büyüme, düşük enflasyon ve düşük faiz patikası olarak özetlenecek “Yeni Normal” çağına girdi. Size sıkıcı kuramsal bir tartışma gibi gelebilir, ama Yeni Normal Çağı Türkiye ekonomisi ve piyasaları açısından çok önemli ipuçları içeriyor. İyi haber, AKP’nin ekonomik modelini besleyen ucuz dış finansman umulandan çok daha uzun süre    sisteme akmaya devam edecek. Kötü haber, Lehman sonrasında %8’lere yükselen büyüme, artık %4’ün altında yürüyecek.


Dünyanın Lehman Krizi ile komaya girmesi ardından işlerin asla eskisi gibi olamayacağını düşündüren üç çok önemli saptama var. Birincisi, psikoloji değişti. Yedi yıldır süren işsizlik ve zayıf ücret artışı Batı’da tüketim iştahını köreltti. Finansal kurumların denetimi ve kredi pazarında yaşanan evrim şirketlerin zayıf bilançoları ile birleşince, özel sektör sabit sermaye yatırımı da ivme kazanamıyor.  Lehman Krizi’nden ders alan Batı devletleri ise artık fetişizm boyutlarında bütçe tasarrufu ve kamu borcunu azaltacak önlemlere öncelik verdiler.  GSYIH’nın 4  ana kaleminden nihai tüketim, yatırımlar ve kamu harcamaları azaldı.


Yeni Normal’in ilk sürümünde Türkiye gibi Gelişmekte Olan Ülkeler’in (GOÜ) Batı’da  bol miktarda basılan paradan yararlanarak iyice ivme kazanacağı ve bir süre sonra Gelişmiş Ülkeleri (GÜ) peşinden sürükleyeceği sanılıyordu. Bunun büyük bir yanılgı olduğu ortaya çıkıyor artık. Dolar, Euro ve Japon Yeni bolluğu,   GOܒi hızlandırmıyor. Çünkü, yapısal sorunları var. Politik ve hukuk sistemi inovasyon ve verimliliği yükseltmeye müsat değil, arz cephesinde darboğazlar  oluştu, Batı’ya ihracat fırsatlarının azalması ve emtia fiyatlarında gözlenen göreceli duraksama da milli geliri olumsuz etkiliyor.


Özetle 2014 ortalarına geldiğimizde Yeni Normal yıllar sürecek bir düşük büyüme trendi anlamına gelebilir. Eğer bu kuram doğruysa, (GÜ içinde en dinamiği olan ABD’nin bir türlü yeni zirvelere erişememesi  bu yönde önemli bir kanıt) ilerleyen yıllar için şu sunuçları çıkartabiliriz:

·         Dünya bir kaç yıl daha %3 temposunda büyüyecek.

·         Petrol veya gıda arzında yaşanacak geçici şokları hariç tutarsak, enflasyon düşük seyredecek.

·         Gܒde parasal normalleşmeye geçiş dönemi gecikecek ve uzayacak. Yani, ABD doları ve uzun vadeli faizleri 2015 ortasında değil, 2016-2017’ye kadar zayıf seyredebilir.

Dünyada GOܒi iki gruba ayırabiliriz. Gܒin talebinden  yarar sağlayan ve ucuz krediden nemalananlar. Biz ikinci gruptayız. ABD-Çin ve Japonya’nın hızlanması bize hiç bir avantaj sağlamıyor. Euro-bölgesi’nde büyüme  ihracatımıza katkıda bulunur, ama ihracatın milli geler içinde payı cılız kaldığı için bu kaynaktan gelecek refahın topluma yayılması çok cüzi. Öte yanda senede 200 milyar doları aşan toplam dış finansman gereksinimi  krediye erişimin zorlaşması ya da faizlerin yükselmesini bizim için ölümcül hastalığa çeviriyor.  Dolayısı ile Yeni Normal’den azami fayda sağlayacak ülkelerden biri olduğumuzu söyleyebilirim. Ne yazık ki bu fayda geçici ve ardından yaşanması muhtemel krizi de iyice derinleştirmeye aday.


Türkiye’nin bir kalkınma modeli yok, insan yerine altyapıya yatırım yapıyoruz. Yani “beşeri sermayenin” işgücüne katkısını yükseltecek yaklaşımlar yerine  Kanalİstanbul ve Üçüncü Havalimanı gibi projelerin getireceği büyümeden medet umuyoruz. Dünya faizlerinin düşük seyretmesi bize bu modelle en az bir-iki yıl daha iadre etme şansı tanıyor.

Fakat,  dışardan borçlanarak kalıcı bir kalkınma sağlamak imkansız. Sebebi de basit. Bu borçlar yeterince üretime dönüşmüyor.  Toplam borcu  ilanihaye artıramayız, bir noktada milli geliri aşar ve en salak bankacı bile bize borç vermez. Borçları hızla verimliliğe, yatırıma ve ihracata dönüştürmeliyiz. Bu konuda sınıfta kaldığımız kesin.  Hem Dünya Bankası, hem de IMF yıllar süren yapısal reform kuraklığından dolayı  optimal büyüme hızının %4’ün biraz altına gerilediği görüşünde.


Bu oranı yükseltebilir miyiz?  Bu soru şu anda Türkiye’nin gündeminde bile değil. TCMB’yi döverek suni olarak faizi düşürmeye, anayasayı gaspederek gayri-meşru bir başkanlık sistemini yerleştirmeye ve  okulları zorla imam-hatipleştirmeye uğraşıyoruz. Yeni Normal’in cömertliği sayesinde de bu  yanlış yolda uslanmadan devam edecek, yol bittiğinde derin bir krize gireceğiz.


Tabii, o kriz artık 2015 ortalarında değil, 2016-2017 yıllarında yaşanabilir. Bu süre zarfında iyice düşen volatilite ve G-3 faizleri sayesinde TL’na talep sürecek, fazla devaluasyon yemeyeceğiz. TCMB’nin üçkağıtları ile   DİBS faizleri  enflasyonun gerisinde kalır. Artık BİST-100’de eski gani gani primleri unutmamız gerecek.  Yılda %10-12 primi öpüp başımıza koyacağız. 

Atilla Yesilada
Twitter: @AtillaYesilada1
Yazarın diğer makaleleri için ziyaret edin:  www.paraanaliz.com