En büyük risk rehavet sendromu

22.07.2014 18:19

Merrill Lynch gibi global aracı kurumların fon yönticileri ile yaptığı anketler var, hepsinde ortak bir sonuç çıkıyor:  Yatırımcı en çok “jeo-politik” krizlerden korkuyor. Jeo-politik krizler, yani, Ukrayna’da Malezya yolcu uçağının düşürülmesi, İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamın Müslüman dünyasında yaratacağı tepki gibi vakalar. İyi ama, bunların hepsi gerçekleşirken, spot piyasalarda tepki çok zayıf. Bu tür risklere karşı güvence sağlayan “türev piyasalarda” ise tam bir vurdumduymazlık hüküm sürüyor. İşte bu vurdumduymazlığa “rehavet sendromu” diyoruz ve bence şu anda dünya piyasaları için bir numaralı tehdit haline geldi bu ruh durumu. Rehavet Türkiye gibi “kör kör gözüm parmağına” akıl-dışı ekonomik politikalar izleyen devletler için bulunmaz nimet. Dünya   piyasalarında da yakında köpükler oluşmaya başlar.  Peki bu rehaveti ne sonlandırır, o zaman ne olur?

Dünya kaynıyor. IŞİD’in Irak ve Suriye’de kazandığı zaferler binlerce mücahiti bölgemize cezbederken, İsrail’in Gazze’de sivilleri hünharca katletmesi de Müslüman dünyada tepkiyi artırıyor. Bu ortamda 9/11 benzeri terör olayları tekararlanırsa, hiç şaşırmamak lazım. Ayrıca, Irak ordusunu geri püskürten IŞİD’in yakında Bağdat’a, sonra da Kerkük’e bir saldırı düzenlemesini beklerim ki Brent pazarında telaş yaratacaktır.

Batı’lı devletlere göre Malezya yolcu uçağını Rusya’nın verdiği taktikler ve füzelerle Doğu Ukraynalı ayrılıkçılar düşürdü. Doğru veya yanlış, bu olayda ABD ve AB hem savcı, hem de yargıç. Yarından itibaren Rusya’ya karşı belki de enerji ve finans sektörünü de hedefleyecek yeni yaptırımların ilan edildiğini görebiliriz. Putin’in de eli boşdurmaz. Dünya’da yeni bir Soğuk Savaş ortamına doğru gidiliyor.

Ama, finans piyasalarında potansiyel olarak dünya tarihini değiştirebilecek bu şoklara verilen tepki çok zayıf ve geçici. Piyasalar krizler alevlendiğinde bir-iki gün satış yapıyor, ardından 2014 zirvelerine doğru yolculuğa devam ediyor. Belki de spot piyasada  bu umursamazlık anlaşılabilir. Büyük fonlar orta-vadeli riskleri idrak etse de, bunlar ekonomik parametrelere yansımadan satış yapmayı müşterilerine izah edemez.  Ama, yukarda saydığım “jeo-politik” tansiyonlar gelecek hakkında belirsizliği yükselttiği için yatırımcıların futures ve  opsiyon pazarında sigorta satın almalarını beklerdim.  Yani, belki Orta Doğu ve Ukrayna’da yaşananlar hisselerin prm yapacağı beklentimi değiştirmedi, ama artık edinebileceğim getirinin belirsizliği arttı. Portföyümü put opsiyonları veya futuresda endeksi “şortlayarak” korumaya alırdım. Üstelik, bu tür sigortalar için ödenecek “prim” de tarihi olarak ucuz. Ama, fonlar bu sigortalara hiç meyletmiyor, etselerdi, VIX başta oynaklık endekslerinde sıçramalar gözlerdik.

İşte; çok yakın ve  belirgin riskler varken hiç bir şey yokmuş gibi davranmak buna denir. Bu rehavetin bir dizi nedeni var. Birincisi   Fed ve AMB’nın olumsuz şoklar husule gelmesi halinde finansal sistemi koruyacağı düşüncesi çok yaygın. İkincisi mali varlık fiyatları “junk tahviller” gibi bir kaç istisna dışında çok da pahalı değil. Üçüncüsü ise dünya ekonomisinde ivme hızlanıyor ve yatırımcılar jeo-politik krizlerin  bu ivmeyi frenlemeye yetmeyeceğini düşünüyor.

Rehavetin sonuçlarını kestirmek de çok kolay. Bir kaç hafta S&P500 ve diğer global borsalardan gelecek, geçmişe nazaran oldukça güçlü kar ve ciro haberleri ile yeni zirveler sınanacak. Ardından yeniden dünya ekonomisinin hızlanması satın alınacak. Rehavet, Ekim ayına geldiğimizde kritik finansal piyasalarda “köpüğe” yani spekülatif fiyatlamaya dönüşecek. Ekim ayında ise Fed’in QE’den çıkışı resmen başlatması ve/veya Euro-bölgesi’nin çok borçlu devletlerinin AMB’nın dahi kurtaramayacağı kadar kötü durumda olduğu anlşılması eşliğinde bir tedirginlik başlayacak.   Fiyatlar çok yüksek olduğu için en ufak bir kötü haber ya da şokda, panik satışlar patlak verecek. 

Tabii, piyasalar olacakları önceden sezer, dolayısı ile panik satışları Eylül’de de başlayabilir, ama yıl sonuna  kadar gecikebilir de.  Ama, şu kadarı kesin.  Rehavatin sonucu hep köpük ve finansal kriz olmuştur,  bu süreçte artık  geri dönülmez noktaya çok yaklaştık.

Böyle bir ortamda, TCMB hem haftalık repo faizini 50 baz puan kesti, hem de koridorun tabanını 50 baz puan indirdi. Ayrıca, eğer kurda istikrar sürerse, ilerleyen aylarda faizleri kesmeye devam edeceğinin de sinyalini verdi. Geçen hafta yayınlanan yılın ilk altı ayına ait merkezi bütçe gerçekleşmelerinde ise, istikrarın çıpası olan (IMF tanımlı) faiz-dışı fazlanın son yılların en düşük seviyesine gerilediğini gördük. Aşağıdaki grafikte bunu görüyoruz.

Özetle, Ankara, rehavetten yararlanarak büyümeyi maksimize etme peşinde, bunu yapmak için de içtalebi pompalıyor. Genişleyen iç talebin bir kaç ay içinde daha fazla cari açık ve enflasyonda yeni bir alevlenme olarak kendini göstermesi ise kesin. 2010 yılında bu yana yaşıyoruz bu döngüyü, bu kez farklı olacağına kimse inanmasın. Peki Ekim gelip de rehavet bittiğinde ne olacak?  Ya da Rusya-Batı ve Müslüman-Hristiyan çatışması umulandan önce ülkemize yansırsa? Bu sorulara cevap yok. Ankara, çok özel bir dönemi ebediyen sürecekmiş gibi değerlendidirip, miyop kazançlar peşinde. Uygulanan politikalar ekonomiyi gittikçe kırılganlaştırıyor ve ilk finansal şokta TL’nin bir kez daha burun üstü çakılması ihtimalini katlıyor.

Atilla Yesilada / Twitter: @AtillaYesilada1

Yazarın diğer makaleleri için ziyaret edin:  www.paraanaliz.com