Faiz artışı yapmamanın faturası

20.01.2014 00:00
Evliyken sarf edeceğiniz bir cümle, boşanma sırasında size bir servete mal olabilir. Ancak sınır sizin servetiniz kadardır. Ama siz bir Merkez Bankası Başkanı veya bir Başbakan iseniz sarf edeceğiniz bir cümle ülkenize, o ülkenin vatandaşlarına çok şeye mal olabilir.

Bu cümle sarf ettiğiniz bir cümle de olabilir, “sarf etmediğiniz” bir cümle de olabilir. Şu ana kadar sarf edilmiş olanlar hakkında herkes; finans dünyası, kendi kararlarını verdi ve bunu “fiyatladı”. Benim asıl takıldığım, söylenmemiş bir cümle! Bu cümleden kastım da Merkez Bankası’nın kullanmadığı bir cümle ve onun maliyeti. Bu cümlenin ne olduğuna geçmeden, önümüzdeki haftanın bizim piyasalarımız için en önemli olayını hatırlatmakta fayda var. Salı günü MB Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı var. Son 5 yılın belki de en önemli PPK toplantısı olacak. Dolar kurlarının her gün yeni rekorlar kırdığı, BIST’in kan kaybının devam ettiği bu ortamda piyasalar Merkez Bankası’ndan bir “faiz artışı” bekliyor! 

Çoktan faiz artmalıydı

Bilinen, genel kabul görmüş anlayışa göre faizin çoktan artırılması gerekirdi. Hatta Mayıs ayında Fed ilk kez “daraltmadan” söz etmeye başladığında bu yola girilmeliydi. Brezilya öyle yaptı. Biz ise çok geç kaldık. Bunun ardında; MB Başkanı Başçı’nın Fed’in bu yola çok daha geç gireceği beklentisi olduğu kadar, Başbakan’ın “faiz hassasiyeti” de çok önemli bir rol oynadı. Kapitalist sistemi benimsemiş bir ülke olarak, “sistemin gereklerini” yapmamakta; her konuda olduğu gibi; bu konuda da direnç göstermemizin maliyeti büyük oldu, olacak!

Peki, yarın MB faiz artırır mı, artırmaz mı? Benim tahminim artırmayacağı yönünde. MB bu kadar direnmiş, bu kadar “biat etmişken” yerel seçimlere 2 ay kala böylesi bir kararı al(a)mayacağı yönünde! Yapılabilecek en büyük hata ise faizleri 50-75 puan gibi “ne idüğü belirsiz”; piyasalara net bir mesaj vermeyen, kafaları daha fazla karıştıracak, kredibilitesini daha da düşürecek ve iplerin tamamen piyasa katılımcılarının eline geçeceği bir oranda faizleri artırması olacaktır. Eğer faizler artırılacaksa, bu oranın en azında 150 hatta 200 baz puan olması gerekir. Bu da yeterli değil, beraberinde zorunlu karşılık oranlarının artırılması, “tarifeli müdahalelerden” vaz geçilip, müdahaleden döviz alanın elinin yandığı “şok müdahalelere” geçilmesi gerekir ki atılan adımlar bir işe yarasın. Bunların bazıları yapılıp, diğerleri yapılmazsa kurun ateşi düşmeyecek, ileride çok daha yüksek faiz artışlarına ihtiyaç duyulacak. Bu da hepimize çok daha pahalıya mal olacaktır.

Döviz cephanesi boşu boşuna azaldı

Gelelim yazının başlığındaki şu pahalı cümleye...

Bu ülkeye milyarlarca dolara, milyarlarca TL’ye mal olan ve Mayıs ayında Fed’in “daraltma” sinyal ile başlayan (kurdaki artış 17 Aralık ile başlamadı, sadece hızlandı!) süreçte aslında MB’nin şok faiz artışlarına aslında hiç ihtiyaç kalmayacaktı. Eğer ki Mayıs’ta değilse bile Ağustos-Eylül aylarında “Gerekirse faizi artırabiliriz” diyebilseydi bugün bu durumda olmazdık! Çok değil 3 (yazıyla üç) kelimelik bir cümle! Bu 3 kelimelik cümle en azından 5 milyar dolarlık gereksiz döviz satışının, yüzde 4.61’den 10.51’e kadar yükselen gösterge bono faizlerinde de 5 milyar TL’lik maliyetten bizi kurtarabilirdi. Bunlar afaki rakamlar, benim “kuş uçuşu” tahminlerim. Siz başka rakamlar bulabilirsiniz. Bono piyasasındaki gelişmeler iyi analiz edilemedi, “likidite kurumasına” karşı bir tedbir alın(a)madığından; hem dövize aşırı talep geldi, hem de bono bileşik getirileri çok yükseldi. Hazine de mecburen bu yükselmiş seviyelerden borçlanmak zorunda kaldı.

“Tarifeli müdahaleler” ile gereksiz yere döviz satıldı, satılanlar da işe yaramadı. 11 Haziran’dan bu yana MB 18.5 milyar dolar satmış. Ağırlık ortalaması 2.0103 TL. 2.23 kurundan hesaplandığında 4.1 milyar liralık bir “zarar” var gibi görünüyor. MB’nin “müdahalelerinde” bu kayba çok takılmamak gerek. “İstikrar amacınıza” ulaşabilirseniz “kabul edilebilir” bir maliyet. Ancak asıl mesele; hem gereksiz döviz satışlarıyla “cephanenizi” azalttınız, (siz brüt rezervlere bakmayın, net döviz rezervleri 37 milyar dolarlara indi!) hem de atılan taşlar değil kuşları vurmak, ürkütmedi bile... 

Bu yüzden o tek bir cümle bize çok pahalıya mal oluyor. Üstelik bugün hasarı azaltabilecek bir “irade” de ortada yok! 

Başbakan’ın Brüksel ziyareti bu haftanın en önemli ikinci olayı! Orta vadede belki PPK’dan bile önemli!

Dolarda yükseliş sürecek mi?

Dolarda 2.20 TL seviyesi teknik olarak değil ama var olan “opsiyonlar” için önemli bir seviye idi! Geçen hafta bu seviye “sert” bir şekilde aşıldı. Bu seviyenin aşılmasıyla 2.2880 seviyesinin resmin içine girdiğini yazmıştım. 

Bugün ABD “Martin Luther King günü” nedeniyle tatil. Yarın da PPK var. Piyasa görece bir sakinlikle bekleyecektir. PPK ve devamında Başbakan’ın Brüksel seyahatine göre bir yön çizecektir. Ancak Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu eşbaşkanı Joost Lagendijk bu konuda çok da iyimser değil. Bu ziyarete dair bir notu aşağıda bulabilirsiniz.

Dolar/TL kurları “iç gerginlik”, euronun dolar karşısında değer kaybetmesiyle birlikte 2.2880’i bu hafta olmasa da ay sonuna kadar test edecek gibi görünüyor.
Eğer ki MB “şok faiz artırımı”; 250 baz puan ve üzeri; yapmaz ise...
Bu artışın da “Faiz Lobisi” denilen garabet ile de bir ilgisi olmadığını unutmayalım! “Sistemin” bir gereği bu...