Faize siyaset karışınca

27.05.2014 08:01

Serbest piyasa ekonomisine inanıyor musunuz?  Yani fiyatların eşit güçte alıcı  ve satıcıların arz ve taleplerinin denkleşmesi ile belirlendiği ve bir kaç istisna dışında kamunun bu alışverişe  karışmaması gerektiği fikrine?  Eğer inanıyorsanız, faize siyaset karıştığında da korkmanız, hem de çok korkmanız lazım, çünkü faiz de paranın fiyatıdır sonuçta. TCMB hiç beklenmedik ve son derece zamansız bir faiz indirimi ile Fitch gibi bizim bono-tahvil talebini belirleyen kuruluşlardan kötü not aldı. Bu da yetmedi, Başbakan Erdoğan bütün haşmeti  ile tartışmaya girip  TCMB’ye “kendine çeki düzen vermesini” ihtar etti.   Haziran’da TCMB’nin faizleri yine kesmesi için yoğun baskı başlıyor. Bu baskının sonuç vermesi halinde önce finansal piyasalarda balon oluşur sonra da felaket kapıyı çalar.
Erdoğan’ın niye düşük faiz istediği belli:  Ekonomide büyümenin yükünü bütçe çekiyor ve felsefe olarak kamunun borçlanmasına soğuk bakan başbakan bu yükün artık TCMB tarafından üstlenilmesi gerektiğini düşünüyor. Ayrıca ihracata dayalı büyüme de seçmeni tatmin etmez. Faiz düşecek ki kredi bollaşsın, inşaat gibi emek-yoğun sektörler canlansın ve gelir tüm topluma yayılsın. Fakat Erdoğan’ın faizin enflasyona neden olduğu ve düşük faizin  sabit yatırımlarını canlandıracağı görüşleri külliyen yanlış.  Yüksek faizin yüksek enflasyona neden olduğu görüşü 1980’lerde kısa bir süre Latin Amerika’da popüler oldu. Mantık şöyle işliyordu:  Bütçe giderlerinde faiz ödemelerinin çok yüksek payı vardı. Kamu bu yükü karşılamak için para basıyor, para basma da enflasyona neden oluyordu. Türkiye’de bu şartların hiç biri geçerli değil. Enflasyon bankaya emanet ettiğiniz paranın değerinin erimesi demek. Faiz ise bu paranın erimesine karşı güvenceniz ve tüketimi geciktirdiğiniz için bankanın size ödediği “teşvik primi”.

Faizleri çok düşürmek  kısa vadede özel sektör sabit sermaye yatırımlarının canlanmasına neden olur, fakat ardından tasarrufların önce dövize, sonra da finansal sistem dışına kaçtığını görürürz. Tüketimini geciktirme fedakarlığının  karşılığını alamayan yatırımcı hızla spekülasyona döner veya ülkeden kaçar. Sonuçta, bankalarda projelere kredi verecek mevduat kalmaz.
Erdoğan istediğini elde eden bir lider. TCMB üstünde baskı kuracak. Dün Erdem Başçı’nın AMB forumunda yaptığı sunum da Banka’nın zaten faiz indirmeye hazır olduğunu gösterdi. Başçı’ya göre içtalebi kontrol etmek için BDDK gibi kurumların devreye girip borçlanmayı kısıtlayıcı kurallar koyması lazım. Sıcak para girişlerini frenleyip TL’nin aşırı değer kazanmasını engellemek için  de faizin düşük tutulması. Bu düşünce o kadar yanlış ki eleştirmeye başlamak deveye “niye ensen  eğri senin?” diye sormaya benziyor.    Geleneksel ve çoğu zaman doğru sonuçlar veren para politikası yöntemi, sıcak para akımlarının kur üzerindeki etkisini F/X satın alarak ve açığa çıkan TL’yi bankalardan borçlanarak emmeyi hedefler. Ekonominin ısınmasını engellemek için de faizler yüksek tutularak kredi talebi dizginlenir. BBDK, ancak serbest piyasa mekanizmasının etkisiz kaldığı veya faiz politikasının çözemediği çok istisnai durumlarda  devreye girer. TCMB’nin bu tekerleği yeniden keşfetme hevesi son 3 yılda ekonomi, kur ve faizlerde akılalmaz bir oynaklığa neden oldu, ama görülen o ki yenilen doymuyor, TCMB adam olmuyor.
Faizleri biraz daha indirmek, tüm fonların yatırım yapacak ülke aradığı bir ortamda kısa vadede zararlı olmaz. Sıcak para yine gelir, bu kez borsaya gider. Ekonomide büyüme hızlanır, bütçe açığı daralır.  Ama, sıcak para akımlarının kalıcı olmadığını hep  birlikte gördük. Gezi’den bu yana iki kez sıcak para yalnız Türkiye değil, tüm Gelişmekte Olan Ülkeler’den kaçtı, ve Türkiye her ikisinde de en çok satış yiyen ülkeler listesinde en üst sırada yer aldı. 
Bir bakıma, Erdoğan’ın isteği ve TCMB’nin yapmaya hazırlandığı bize 2012 faciasını yeniden yaşatmaya aday.   Yani, faiz düşüp, bütçe harcamaları da pompalanınca, içtalep artacak. Artan talep önce ithalata yansıyacak ve cari açığın daha sık konuşulduğunu duyacağız. Sonra, TL değer yitirecek. Üçüncü safhada  daralan çıktı açığı ve değer yitiren TL’nin enflasyon canavarını iyice semirttiğini göreceğiz. Peki sonra ne olacak?  Vatandaşı TL ve bankacılık sisteminde tutmak için faizler yine göğe tırmanacak, bütçe harcamaları kısılarak cari açığa tedbir alınacak. Bakın, önümüz cumhurbaşkanlığı (CB) seçimi, ardından da 2015 Haziranı’nda genel seçim var. Bir çok uzman açısından Ağustos’da Erdoğan’ın CB seçilmesı halinde Türkiye normale dönecek. Yani, bütçe disiplini yeniden tesis edilecek ve TCMB kendi haline bırakılacak. Bu görüş biraz safça. Erdoğan’ın CB olması ancak 2015 seçimlerinde AKP büyük bir zafer kazanıp ona güçlü başkanlığı hediye edecek  anayasal çoğunluğu elde ederse anlamlı olur. Bu yüzden de gelecek  Haziran’a kadar bol keseden harcama ve aşırı düşük faiz politikasının sürmesi tehlikesi var. Hiç bir ekonomi bu kadar uzun süre bu kadar kötü yönetilmeyi göğüsleyemez.  Balon patlar, efsun bozulur ve  Türkiye yıllarca geriye gider.

Twitter: @AtillaYesilada1
Yazarın diğer makaleleri için ziyaret edin:  www.paraanaliz.com