Ölümsüz olma olasılığımız

29.03.2014 15:51

Dünkü yazımda, “astronomi bilimi”nin öneminden ve yeni keşiflerden bahsetmiştim. MIT fizik profesörü Max Tegmark’ın “Our Mathematical Universe (Matematiksel Evrenimiz)” kitabında, evrendeki birçok matematiksel düzeni mercek altına aldığını ve yapılan tüm araştırma ve gözlemlerin, insanların kâinatta yalnız olduğunu gösterdiğini anlatmıştım. Tegmark’a göre, kâinatta insandan başka akıllı yaratık yok; ama, birden çok kâinat var. Bu iki sav doğru ise, ölümsüz olma olasılığımız çok yüksek. Ama, ölümsüzlük aslında bir illüzyon. Öldüğümüzü sandığımız durumda bile, fiziksel kuralları küçük değişiklikler gösterebilecek olan başka evrenlerde hayatımıza devam ediyor; olabiliyoruz.
Bir güneş sistemi veya galaksinin etrafında yüksek çekim gücüne sahip çok fazla “kara delik” bulunması, gezegenler arasında yeterli çekim gücü olmaması, gezegendeki atomlar arasında kaynaşma özelliğinin bulunmaması, ışık olmaması, gezegende çok fazla veya çok az radyoaktivite olması, gezegende hayat sağlayacak fiziksel ve kimyasal ortam bulunmaması gibi nedenler, kâinatımızda “yaşam ortamı” bulunmasını engelliyor. “Yaşam ortamı” olsa bile, bu ortamın yeterince gelişmemiş olması durumu da var. Bütün bu nedenlerle, maalesef kâinatımızda yalnızız. Zaten, bizimle haberleşmeye yeltenen kimse de yok.

Başka evren var mı?
Üstelik, bu evrenlerin bazılarının paralel evrenler olduğu ileri sürülüyor. Aynı kişi, paralel evrenlerde farklı kararlar alabiliyor ve farklı uzunlukta, farklı hayat yaşayabiliyor. Tegmark’ın bilimsel kitabında yer alan birçok matematiksel hesap ve hipotez de bu olasılığı destekliyor. Evrendeki her şeyin “helezonik titreşimler” içinde bulunduğu teorisi (string theory) de bu fikri doğruluyor. Ancak, zaman ve devamlılık boyutları bir illüzyondan ibaret olduğu için, insanın ölümsüzlüğü (quantum immortality) de, bir illüzyondan ibaret oluyor.
Işık dahil, her şey küçük taneciklerden oluşuyor. Bu tanecikler geleneksel fizik kuralları ile hareket etmiyor ama matematiksel serilerle açıklanabilen helezonik titreşimlerde bulunuyorlar.
14 milyar yıl önce “Big Bang” olarak adlandırdığımız patlama sonucunda evrenimizin oluştuğu ortaya çıkarsa, bizim “Big Bang”imizden önce veya sonra oluşan veya oluşacak olan başka “Big Bang”lerle milyonlarca kâinat yaratılmış olabileceği kabul edilebilecek. Öte yandan, oluşan her “Big Bang”in diğer kâinatları sıkışmaya zorladığını da düşünebiliriz.
Artık, bildiğimiz fiziksel ve kimyasal yasaların kâinatımızın bile her yerinde geçerli olmadığını biliyoruz. Kaldı ki, bunların paralel veya birden çok kâinatta geçerli olması mümkün görülmüyor. İşte bu nedenle, tüm kâinatları sadece matematiksel kurallarla anlayabiliyoruz.
***
Son söz: Ünlü astronom ve fizikçi Albert Einstein şöyle demişti: “İki şey sonsuzdur. Bunlardan biri kâinat,
diğeri de insanoğlunun ahmaklığıdır. Ancak, kâinatın sonsuzluğundan
pek emin değilim.”