Paracıklar geliyor

09.06.2014 09:17

ECB Başkanı ‘Süper Mario’ lakaplı Mario Draghi faizi indirdi. Piyasaya bolca para salıyor. O paralar Türkiye’ye akacak. Faiz, döviz ucuzlayacak. Ama paralar, üretim için değil, yemek, içmek için geliyor!

Yaşadık... Avrupalıların yemediği paracıklarını biz yiyeceğiz...  Abicim, bizim sırtımız yere gelmez... Bize ölüm yok... Demedik mi size(!)
Geçen hafta Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Mario Draghi, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde üretimi artırmak, büyümeyi hızlandırmak amacıyla (1) ECB’nin bankalara  100 (veya 160) + 400 milyar euro’ya kadar geniş bir bant içinde kaynak aktarılacağını (2) Bankalara kaynak kullandırılırken alınan faizin 0.75’den 0.25’e düşürüldüğünü, faizlerin çok uzun süre düşük kalacağını, (3) Kaynak fazlası olan ve parasını ECB’de korumak isteyen bankalara faiz verilmeyeceğini, tersine eksi yüzde 0.10 faiz (saklama ücreti) alınacağını açıkladı.
Bu açıklamalar  bizim  finans çevrelerimizde (1) El parası ile yemeğe içmeye alıştıkları için sıcak para akımının durmamasını isteyen, (2) Dövizin ucuz satılmasını bekleyen, (3) Faizin ucuzlamasında ısrar eden, özetle paradan para kazanmayı meslek edinen çevrelerimizde ve de ekonomi yönetiminde sevinçle karşılandı.

1- Bu olup biten nedir?

Avrupa’da olan biteni anlamadan ECB Başkanı’nın açıklamalarını değerlendirmek güç.

Avrupa ülkelerinin çoğunda durgunluktan çıkılamadı. Küresel krizin rüzgârında (1) İç talepteki daralma sürüyor. İç piyasalar durgun. (2) Küresel piyasalardan talep gelmediği için ihracat canlanamadı. (3) İç ve dış talepteki daralma nedeniyle üretim, istihdam artamıyor. Ekonomiler büyüyemiyor. (4) Büyüyemeyen ekonomilerde krizin olumsuz etkilerini düzeltmek imkânsız. Bütçe açıkları azaltılamıyor.

AB’nin tepe para otoritesi olarak ECB parasal genişleme ile üye ülkelerde talebi canlandırmak isterken, üye ülkelerin   hükümetleri maliye politikaları ile talebi sınırlamayı (kemer sıkmayı) sürdürüyor. Bu durumda paranın bol ve ucuz olmasına rağmen, kredi kullanan olmuyor.

ECB’nin piyasaya bol para sürerken ve faizi indirirken 2 hedefi var: (1) Ülkelerde iç talep canlansın. İnsanlar para harcasın. Hatta bunun için enflasyon biraz yükselsin. Bir çok ülkede yüzde 1’in altında olan enflasyon en az yüzde 2’lere çıksın. (2) Reel sektör bol ve ucuz kredi imkânlarından yararlanarak yatırımlarını ve üretimlerini artırsın. ECB işte buna çalışıyor.

2-Komşuda pişer, bize de düşer mi?

ECB Başkanı’nın açıklamalarının bizim finans çevrelerinde neden sevinç yarattığını değerlendirmek için, bizim durumumuzun ne olduğunu hatırlamakta yarar var:

Bizim ekonomimizin çarkı, yurtdışından gelen sıcak para ile dönüyor. Her ay en aşağı 5 milyar dolar döviz girişi olmaz ise ekonomi kilitleniyor. Çünkü biz tasarruf edemiyoruz. Gelirimizi yiyoruz. Sonra sıra geliyor başkalarının tasarruflarına. Faiz ödeyerek onların tasarruflarını kiralıyor, onları da yiyoruz. Sıcak para girişi yavaşlamıştı. Avrupa’da para bollaşınca  sıcak para girişi artabilir. O zaman döviz fiyatı da ucuzlar. Döviz bol. Fiyatı ucuz. Gel keyfim gel... İthalata devam. İnşaata devam.

ECB bile faizi ucuzlattı. Bizim Merkez Bankası faizi nasıl yukarıda tutar? En aşağı 1.5 puan aşağıya çekmeli... Kamuoyu oluşturuldu bile. Merkez Bankası yakında faizi en aşağı 1.5 puan aşağıya çeker.

Ne var ki, normal olarak ECB kararının etkisinde AB ekonomilerindeki canlanma bizim ihracatımızı artırır bekleyişi var ise de, eğer sıcak para girişi artar ise döviz fiyatı geriler. Sonuçta ihracattaki artış yavaşlar.

3-Bol ve ucuz dövizle üretmiyoruz, ama tüketiyoruz
Buraya kadar yazılanlardan sonra bir de AKP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un, ekonomimizin durumu ile ilgili değerlendirmesini okuyunuz.
Kurtulmuş geçen hafta Türkiye’nin son 12 yılda büyüdüğünü ancak üretmeden kalkınmaya dayalı yanlış bir büyüme stratejisi izlediğini söyledi. Yeni bir büyüme modeline ihtiyaç olduğunu belirten Kurtulmuş, “Yüksek faiz buraya gelen parayı artırıyor. Ama parayı hangi yerde kullanıyoruz? Gökdelenlere, evlere yatırdık. Ümraniye’nin arkalarında bile 1 milyona evler var. Her sene işsiz sayısı 700 bin artıyor. Türkiye’nin en az yüzde beş büyümesi lazım gelir. Bunu sağlamak için de değişik bir model lazım geliyor” dedi.
Kurtulmuş, 12 senelik büyüme modelinin üretmeden kalkınma modeli olduğunu, üretim, istihdam ve rekabetçilikle alakalı yapısal değişim olmadan gerçek büyümeye geçilemeyeceğini anlattı.
Özet ile, “Yaşadık... Paralar geliyor” ama, (gelir ise!) yatırım ve üretim için değil, yemek, içmek için geliyor.