Yeni bir ‘Hikâye’ yazmamız gerek

21.05.2014 16:03

Soma; ailemin, dolayısıyla da benim memleketim olan Akhisar’a 40 km. mesafede. Bölgeyi, tarımın geldiği durumu bildiğimden, insanların geçim derdinden dolayı “madene mecbur” olmalarını anlayabiliyorum. Ancak bu, onların “ölüme mecbur” olmaları anlamına gelmiyor. Teknolojinin bu denli ilerlediği bir dünyada alınabilecek bir kısmı basit, bir kısmı da uzun vadede bu felâketleri önleyecek, can kayıplarının yaratabileceği maliyetlerle kıyaslan(a)mayacak tedbirlerle yerli kaynaklarımızı kullanabiliriz.

Enerjide bu denli dışa bağımlı bir ülke olarak rüzgâr, güneş ve kömürde “yerli kaynaklara” yönelerek hem enerji arz güvenliğimizi arttırabilir, hem de en büyük cari açık kalemimizi azaltabiliriz. Ancak bunun için can kayıplarını arttırmamız hiç mi hiç gerekmiyor!

Soma da gösterdi ki artık yepyeni bir “hikâyeye” ihtiyacımız var!

“Hikâyeden” kastım; İSO’nun Sanayi Kongresi’nde de dile getirildiği üzere Türkiye’nin; vasatlıktan kurtulup, seviye atlaması gerekiyor. Bunu sadece küresel sermaye hareketlerinden ve dünya ticaretinden daha fazla pay alması için değil, kendi insanlarının daha “mutlu ve güvenli” bir ülkede barış içinde yaşaması için ihtiyacı var.

“Barış süreci” belki “yeni hikâyenin” ilk giriş bölümünde yer alacak bir konu. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan insanların arasındaki barış temin edilmeden hikâyenin gelişme ve sonuç bölümlerinin yazılması hayli zor. Türk-Kürt, Sünni- Alevi, kentli-köylü, beyaz-siyah Türk ayrımı daha fazla körüklenmeden “toplumsal barışı” temin edecek adımlar, bu ayırımlar daha çok derinleşmeden atılmalı.

İnsanı insan yapan değerleri de yeniden yüceltmemiz gerekiyor. Gerçekten insanların birinin varlığına saygı duyduğu demokratik bir ülke, hukukun üstünlüğü, herkes için eşit sorgulayıcı ve yeniliğe açık bir eğitim sistemi bu “yeni hikâyenin” gelişme bölümünü oluşturacak. Gelişme bölümü doğal olarak uzunca bir süreç olacak. Ancak bunları yapmadığımız takdirde, kısa günü kurtarma adına gelecek nesillerden “çaldıklarımızı” bir gün ödemek zorunda kalacağız.

Son birkaç aydır, Thomas Piketty’nin yeni söylemleri, Dani Rodrik’in “İçselleştirici kurumlarla, ayrıştırıcı kurumlar” tezi, İSO Sanayi Kongresi’nde dinlediğim Fukuyama ve Wang bir araya geldiğinde artık sadece bizde değil, küresel kapitalizm ve küreselleşmede ciddi bir “sorgulama” dönemine girilmiş görünüyor. Gelecekten umudumu koruyorum. Umuyor ve diliyorum ki bu tartışmalar hem dünyada hem de bizde “sistemdeki” sorunların bir kez daha tartışılmasının önünü açacak.

Bugünkü birçok kısır tartışmanın bizi bir yere götürmediğini görüp, ortak ve yeni bir hikâyenin nasıl yazılması gerektiğini hayal etmemiz gerekiyor. Nasıl bir ülkede yaşamak istiyoruz? Bunun için dünyayı tanıyan, uluslararası ticaret ve iş dünyasında yer ve görev alanlara büyük iş düşüyor.

Ve tabii ki bir 19 Mayıs’ta en büyük görev yine “gençlere” düşüyor.