Çin’in Mücadelesi Japonya’yla

27.08.2015 15:37

Son güncelleme : 28.08.2015 09:40

Çin ekonomisine dair oluşan büyüme endişeleri, Çin tarafında açıklanan verilerle desteklenmeye devam ediyor.



Çin ekonomisine dair oluşan büyüme endişeleri, Çin tarafında açıklanan verilerle desteklenmeye devam ediyor. 2008 krizinden sonra ABD Doları’nın tüm para birimleri karşısında değer kaybetmesinin ardından düşük kur politikası yoluyla uyguladığı rekabetçi ihracat performansı zayıflayan Çin ekonomisinin, son yıllardaki büyüme hızı uluslararası piyasalarda da global bir ekonomik daralma işareti olarak algılanıyor.
 
Uluslararası piyasalarda petrolün 2008 yılından beri gördüğü en dip seviyeleri test etmesi, global ticari aktivitedeki daralmanın da en büyük kanıtı olabilir. Geçen haftalarda Çin hükümetinin ihracattaki rekabet gücünü geri kazanmak için aldığı devalüasyon kararları, Çin’in ihracata bağlı sürdürdüğü büyüme politikasının devamı konusunda bir adım olarak algılansa da, kararın kıta Avrupası ve Kuzey Amerika ile yüksek ticaret hacmine sahip diğer Asya ülkeleri üzerinde negatif etkisi olabilir. Bu negatif etkinin üçüncü ve dördüncü çeyreklerde, bu ülkelerin ihracat hacmini düşürmesi halinde, diğer ülkelerde kendi para birimlerine müdahale edebilirler. Bu durumun olma olasılığı da Çin’in hamlesi ve petrol fiyatlarının düşük seyri nedeniyle piyasalarda endişe yaratarak 1997 Asya krizini akla getirdi.


Şuan işgücü maliyetlerindeki avantajları ile Dünya ekonomisinin fabrikası konumundaki Doğu Asya ülkeleri, 1997 yılında Tayland’ın aldığı devalüasyon kararıyla global bir ekonomik krizin tetikleyicisi olmuşlardı. Tayland’ın o zaman için aldığı karar, her ne kadar kendi büyümesi için destekleyici olsa da, Tayland’la rekabet içindeki diğer Asya ülkelerindeki olumsuzları artırmıştı. Bugüne baktığımızda Çin’in devalüasyon hamleleri de, kısa vadede Çin’in büyümesine katkı sağlayabilir. Ancak diğer Asya ülkelerinde bu kararın uzun vadede olumsuz etkileri gözlemlenebilir. 1997 yılında yaşanan Asya krizi özellikle yüksek cari açıkla mücadele eden Asya ülkelerinin kısa vadeli borçlarının da GSYİH içindeki payının yüksek olmasıyla tetiklendi. Kriz özellikle uzun süre yüksek büyüme performansı sergilemiş ülkelerin, büyüme ile sağladıkları refahın ve mali kaynaklarının getirisi olmayan gayrimenkul yatırımlarına aktarılması ile patlak verdi. Günümüze baktığımızda 2008 krizi öncesi çift haneli büyüme performansıyla göz dolduran Çin, 2009 sonrası dönemde büyüme verilerinde önceki performansını yakalayamadı. Her ne kadar ülkenin cari işlemler fazlasında kötüleşme görülmese de 2008 öncesi rakamlar da yakalanamadı.


Günümüzde Çin’de yaşanan gelişmelere baktığımız da, ilk endişeler Morgan Stanley’in Şangay Bileşik Endeksi’nde %30 gerileme beklentisi yorumuyla başladı. Aynı gün uzun süreli rallisini sert düşüşlerle tamamlayan Çin’de, Çin Merkez Bankası’nın kayıpları azaltmak için aldığı kararlarda akıllara 1997 krizi öncesi Tayland’ın aldığı kararları getirdi. 1997 yılında Tayland Merkez Bankası piyasalarda sermaye hesapları işlemlerine sınırlama getirmişti. Sınırlamaya dair alınan kararları daha sonraki süreçte parasını devalüe ederek sürdürmüştü. Bugüne baktığımızda da Çin’in Şangay Bileşik endeksinde düşüşün başladığı 12 Haziran tarihinden beri %43’lük bir erime meydana geldi. Çin hükümetinin o tarihten beri aldığı olağan dışı kararlarda bu düşüşü engelleyemedi. Yuan’a yapılan devalüasyon müdahalesi de endişeleri artırdı. Şu an ise piyasalardaki olumsuz süreci ve satış baskısını azaltmak için, Merkez Bankası çeşitli araçları kullanmaya devam ediyor. Son alınan kararlarla Merkez Bankası’nın faizleri düşürmesi ve piyasaya likidite sağlamak için çeşitli kararlar alması, Yuan’ın, Dolar karşısındaki zayıf seyrini sürdürmesinde etkili oluyor.


Bugün Dünya’daki ticaret hacmine baktığımızda Asya ülkeleri kıta Avrupa’sı ve Kuzey Amerika ile ticarette birbirlerinin rakipleri olmasının yanında, aynı zamanda birbirleri için de bir pazar konumundalar. Çin’le direkt olarak yüksek bir Ticaret bağlantısı bulunan Japonya, Güney Kore ve Tayland gibi ülkeler, Çin hane halklarının alım gücünün düşmesinden kaynaklı ihracat kalemlerinde bir daralma yaşayabilirler. Gelişmiş ülkeler sınıfında olan Japonya ise; Çin’deki krizden en çok etkilenebilecek ülkelerden biridir. Şuan için Doğu Asya ülkeleri ile 250 Milyar Dolarlık bir ithalat, yine 250 Milyar Dolarlık bir ihracat hacmine sahip olan Japonya,  Çin bazlı risklerin getirdiği güvenli liman arayışları ile Yen’e karşı bir talep artışı ile karşı karşıya kaldı.  Yen’deki yükseliş devam ederken, Yuan’ın Çin Merkez Bankasının hamleleri ile değer kaybettirilmeye devam edilmesi, Japonya’nın uyguladığı parasal teşvik programıyla gelen ihracat artışına karşı Çin’in hamlesi olabilir.


Bu durum Çin ve Japonya arasındaki kur ve ticaret savaşını göstermektedir. Rekabetçi yapısını kaybetmek istemeyen Asya ülkelerinin kendi para birimleri üzerinde önümüzdeki dönemde oynama yapması halinde, uluslararası piyasalarda risk oluşabilir.


Benzer şekilde 1997 Asya krizinden bir yıl sonra 1998 yılında Rusya krizi de patlak vermişti. Şuan halen krizde olan Rusya’da 1998 yılında krizin çıkmasının temel sebebi, uluslararası piyasalardaki talebin daralması sonucu, petrol fiyatlarının 40 Doların altına gevşemesiydi. Global ticarette bugünde bir daralma olduğu 2015 yılına %10’luk bir büyüme ortalamasıyla gelen Çin’deki büyüme hızındaki yavaşlamadan da anlaşılıyor. Çin’deki ticari faaliyetlerin azalmasıyla birlikte, Çin’in petrol ve diğer emtialara olan talebi de düzenli olarak azalıyor. Bu durum petrolün son yıllardaki dip seviyelerini tekrar test etmesinde etkili oldu. ABD tarafında da petrole olan talebin minimum seviyelere ulaşması Rusya’daki durumu derinleştiriyor.


Bugün baktığımızda 2008 krizinin arkasından yeni bir krizin tekrar Dünya ekonomilerini tehdit ettiğini görebiliyoruz. Şuan Dünya’da yaşanan olumsuz ekonomik görünüm birbirinden bağımsız görünen birçok ayrı makroekonomik hareketin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Şuan 2006 yılından beri ilk kez faiz artırımına gitmeyi planlayan FED’in faiz artırımı konusunda yeterli toparlanmayı göremediği verilerin başında enflasyon oranı geliyor. Faiz artırımına giderek, 2008 sonrası sürdürdüğü gevşek para politikasını tamamlayacak olan FED’in artırıma gidebilmesi için %2’lik enflasyon oranına ulaşılabileceğine inanması gerekiyor. Ancak gerek Çin’in Yuan’ı devalüe etmesiyle birlikte emtia fiyatlarındaki düşüşün devam etmesi, ABD tarafında enflasyonun belli hedeflere ulaşmasını baskılıyor. Bu durumda FED’in faiz artırımına gitme kararını erteleyebileceği ihtimalleri Yen’in değer kazançlarını hızlandırabilir.


Yen’in Japonya’nın parasal teşviklere başladığı 2013 yılından beri gözlemlenen ciddi değer kaybı, aynı dönemde ise; Yuan’da değer kazançlarının devam etmesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada Japonya aynı dönem içinde ihracatını artırırken, Çin’in ihracatında ise daralma görülüyor. Çin ve Japonya arasındaki ihracat makasının açılması, Çin’in ihracattaki rekabetçi gücünün de giderek zayıfladığını gösteriyor. Bu da Dünya’nın lokomotifi konumundaki Çin’de daralmanın arttığının kanıtı olarak karşımıza çıkıyor.


Paritelere teknik olarak bakıldığında da 124 seviyelerinden gelen aşağı yönlü hareketine 118 seviyesinde destek bulabilen USDJPY paritesinde 118 seviyesi önemli bir destek konumunda bu seviyenin altında Yen kazançlarını artırarak Dünya ekonomisinde ki endişeli atmosferi artıracak 2. Ülke konumuna gelebilir.





17:5891.157
Değişim :  0,51% |  459,91
Açılış :  91.032  
Önceki Kapanış :  90.697  
En Yüksek
91.419
En Düşük
90.591