İş Bankası GM Bali: Tüm dünyada değerlenen dolar kuru ve ticaret savaşlarından en olumsuz etkilenecek ülkelerden birinin ABD ekonomisi olduğu öngörülüyor

27.08.2018 06:46

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, bankanın 94. kuruluş
yıldönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, dünya, Türkiye ekonomisi ve
bankacılık sektörüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Dünyada, 2008 global krizinden sonra izlenen aşırı genişlemeci
para politikaları ile hemen hemen bütün ülke gruplarının büyümeyi
ivmelendirdiğini, 2018’e girildiğinde bu büyümenin global düzeyde epey
yaygınlaştığını ifade eden Bali, ancak son dönemlerde ABD ile Çin
arasında ticaret savaşları, İran’a yönelik yaptırımlar ve korumacı
önlemlerin büyüme üzerindeki öngörüleri bir miktar olumsuz etkilemeye
başladığını söyledi. Bali, ABD’nin, toplam 570 milyar dolar
düzeyindeki açığının yüzde 68’ini oluşturan 389 milyar dolarlık
kısmının Çin’den kaynaklandığını belirtti.
Aralık 2015’ten bu yana 7 faiz artışı gerçekleştiren Fed’in, aşırı
genişletilmiş para politikasını normalleştirme yönünde stratejiler
izlediğinin altını çizen Bali, 2018’e ilişkin enflasyon ve büyüme
beklentilerini yukarı yönlü revize eden Fed’in, yılın kalanında 2 defa
daha faiz artırımına gideceğinin öngörüldüğünü belirtti. Bali, 10
yıllık hazine tahvili faizinin yüzde 3’ün üzerine çıktığını ve son 7
yılın en yüksek değerine ulaştığını, bunun gelişmekte olan ülkelerdeki
fonların çıkması anlamına geldiğini söyledi.
Adnan Bali, G20 Zirvesi için IMF’nin hazırladığı notta ticaret
savaşlarından en olumsuz etkilenecek ülkelerden birinin ABD olacağının
öngörüldüğüne dikkat çekti. ABD dolarının bütün dünyada Fed’in faiz
artırımlarından da beslenerek değer kazandığına değinen Bali, bu
durumun ABD’nin dış ticaret açığını daha da artırdığını ifade etti.
Bali, “Doların değer kazanması nedeniyle Amerikan ekonomisinin
dışarıya mal satması zor, mal ithal etmesi ise kolay. Buradan ortaya
çıkan şu bu yolla sermaye akımlarını belki ABD’ye çekiyorsunuz ama
ticaret tarafında kayıplar veriyorsunuz. IMF, tüm dünyada değerlenen
dolar kurunun üzerine ticaret savaşlarının eklenmesiyle büyüme
açısından bundan en olumsuz etkilenecek ülkelerden birinin ABD
ekonomisi olduğunu öngörüyor. Bu yönüyle bakıldığında aslında güçlü
ABD dolarının, o kadar sürdürülebilir olmadığı görünüyor” şeklinde
konuştu.
Aslında 2008 global krizine girerken ABD’nin hem bütçe açığı hem
dış ticaret açığının olduğunu hatırlatan Bali, konuşmasını şöyle
sürdürdü: “Dışarda açıkların giderilebilmesi için mümkün olabildiği
kadar serbest ticaret, bol likidite ve ABD Doları’nın da biraz güçsüz
olması seçildi. İçerde, harcamalarla ilgili çok ciddi disiplinli
politikaların uygulanması söz konusu oldu. Şimdi de ABD’nin tekrar
çift açık noktasına doğru gittiği görülüyor. İstikrarlı olmayan bir
tablo söz konusu… Oysa çok kısa bir süre önce, 2018’in başlarında çok
daha iyimser bir tablo vardı. Ekonomilerin birbirlerini de etkileyecek
şekilde büyümesi öngörülüyordu. Ama özellikle jeopolitik gerginlikler,
yaptırımlar, karşılıklı agresif politikalar tabloyu biraz daha
karmaşık hale getirmiş durumda.”

Türkiye’nin reformcu ruhunu yeniden kazanması önemli

Adnan Bali, Türkiye’ye ilişkin değerlendirmesinde ise artık bir
üst lige geçmek için farklı bir büyüme modeline ihtiyaç duyulduğunu,
bunun da ancak katma değerli üretim, Ar-Ge, teknoloji, eğitim, hukuk,
işgücü alanlarında mesafe alınması ile mümkün olabileceğini vurguladı.
Bali, bu alanlarda yapılacak iyileştirmelerin ve atılacak adımların
aynı zamanda iş yapma ortamını kolaylaştıracağını, yabancı
yatırımcıları çekecek cazibeli bir ekonomik görünüm ortaya koyacağını
ifade etti. Bali “Orta uzun dönemli reformlarla, yüzde 5,7 olan cari
açığın GSYH’ye oranının daha aşağı çekilebilmesi yönünde adımlar
atılmasında fayda var. Cari açığı daraltacak şekilde ithalat
yaptığımız alanlarda büyük ölçüde yurt içinde katma değerli üretim
yapmaya yönelik bir dönüşüm süreci geçirmeliyiz. Aynı zamanda ihracat
pazarlarımızın genişletilmesi büyümeye pozitif katkı yapacaktır.
Türkiye’nin bütün bunları gerçekleştirebilmesi için de reformcu ruhunu
yeniden kazanması önemli” şeklinde konuştu.

Alınan aksiyonlar piyasada karşılık bulmaya başladı

Şu anda yaşanan sıkıntıların 2001 krizi ile kıyaslanamayacağını
söyleyen Bali, şöyle devam etti: “Bu tür atakların öngörülebilmesi ve
buna göre hep tedbirli olacak şekilde hareket edilmesi, hızlı bir
şekilde aksiyon gösterilmesi gerekiyor. Yeterli aksiyon alınmaması
durumunda piyasalar, kötü niyetli yaklaşanlar tarafından kullanılır.
Piyasa, buradaki gecikmeyi cezalandırır. Son yaşadığımız döviz kuru
ile ilgili dalgalanmada ise gerek Merkez Bankası, gerekse BDDK
problemleri giderecek yönde aksiyonlar aldı. Bunların piyasada
karşılık bulmaya başladığını görüyoruz.”
Türkiye ekonomisinin benzer ülke grupları ile olumlu ayrışan,
farklı alanlarda ise olumsuz ayrışan yönlerinin bulunduğunu ifade eden
Bali, ekonominin büyüme performansı, güçlü ve sağlam bankacılık
sistemi, kamunun bütçe açığı ve kamu borç stokunun GSYH’ya
oranlarında, borçlanma ve mali disiplin göstergelerinde olumlu
ayrışmaya devam ettiğini söyledi. Cari açık ve enflasyonda ise ülke
ekonomisinin olumsuz ayrıştığını belirten Bali, hazırlanacak
programların, eylem planlarının bu önceliklendirmeyi esas alması
gerektiğine dikkat çekti. Üretime, özel kesim yatırımlarına, makine
teçhizat yatırımlarına ve net ihracatın katkısına dayalı büyümenin
sağlanmasına yönelik bir programın önemine işaret eden Adnan Bali,
“Ekonomik programın bir eylem planına dönüşmesi, eylem planında sadece
kurumların değil, kişilerin sorumluluklarının belirlenmesi, buradaki
performansın kamuoyu ile paylaşılması önemli. Şu anda orta vadeli plan
çalışmaları sürüyor. Açıklandıktan sonra bunun bileşenlerini
göreceğimizi düşünüyorum” dedi.

Gerektiğinde her enstrüman kullanılabilmeli

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, çekirdek enflasyonun belirgin
bir şekilde arttığı dikkate alındığında, enflasyondaki yükselişin
biraz kalıcı olabileceğini söyledi. TL’deki değer kaybı, işlenmemiş
gıdadaki fiyat hareketleri, başta petrol olmak üzere emtia
fiyatlarındaki yükselişin enflasyonu ciddi şekilde tetiklediğinin
altını çizen Bali, yaptıkları hesaplamalara göre, her yüzde 10’luk kur
artışının, yıllık enflasyonu 1,5 puan civarında yükselttiğini ifade
etti. Bali, “Şu anda hem kur hem faiz açısından yaşanan ciddi
dalgalanmaların sonrasındaki asıl hedefimiz, enflasyonu kontrol altına
almak suretiyle bunun kurlar ve faizler üzerindeki etkilerini
yumuşatabilmek olmalı” yorumunu yaptı.
Merkez Bankası ile ilgili de para politikasının
sadeleştirilmesinin önemine dikkat çeken Bali, “Enflasyondaki yükseliş
eğilimi, parasal sıkılaşmanın tek başına yetmediğini gösteriyor. Bu
sıkılaşmanın mali politikalarla da eşgüdüm içerisinde sürdürülmesi
önemli… Önümüzdeki dönemde hem büyümenin kompozisyonunu hem de
enflasyonun seviyesini bu alanda atılacak adımlar belirleyecek”
değerlendirmesini yaptı. “Faiz konusunda, iktisat biliminin
kurallarına göre hareket edilmeli” diyen Bali, “Kötü bir örnek ama
yeri geliyor kemoterapi yapılıyor. Çok mu arzu ediliyor? Hayır. Faiz
de böyle bir şey…Gerektiği zaman her enstrüman kullanılabilmeli”
şeklinde konuştu.

Faizin yüksek olması banka bilançoları için de kötü

Serbest piyasa mekanizmalarıyla şu andaki tablonun sürdürülmesi
gerektiğini belirten Bali, konuşmasına şöyle devam etti: “Faizin
yüksek olması kötü bir şey. Banka bilançoları açısından da kötü bir
şey… Mevduatların ortalama vadesi 35 gün. Bir faiz artışının ardından
en fazla 35 gün içerisinde kaynaklarımızın yüzde 55’ini oluşturan
mevduatların yeniden fiyatlanmasıyla, anında maliyet artışına maruz
kalıyoruz. Ama bu artış, aynı anda ortalama vadesi daha uzun olan
aktiflerimize yansımıyor. Bunun sonucunda net faiz marjları daralıyor.
O nedenle, bankacılar faaliyetlerini sürdürürken faizlerin
yükselmesini istemezler. Faizlerin düşüş eğilimine girdiği dönemler
ise bankaların kârlılıklarına olumlu yansır.”

Kredilerde geçen yılki gibi bir büyüme öngöremeyiz

Bankacılık sektörünün ilk 6 ayını da değerlendiren Bali, gerek
kredi mevduat büyümeleri gerekse kârlılıkla ilgili ortaya konulan
hedeflerden önemli bir sapma olmadığını söyledi. Bali, şöyle devam
etti: “İkinci yarıda çok başka koşullar ortaya çıktı. Ne düzeyde bir
dengelenme yaşayacağımızı bilemiyorum. Büyük ölçüde kamu bankalarının
ve yabancı para üzerinden ivmelenen kredi büyümesinin, yılın ikinci
yarısında dengelenmesini beklemek lazım. Yine KGF kaynaklı
kullandırılmış olan TL kredilerin geçen yıl aynı dönemde hızlı bir
büyüme gösterdiğini dikkate alırsak, bu sene baz etkisi ile de böyle
bir büyüme öngöremeyiz. Kurları tekrar istikrarlı bir seviyeye
oturtursak, çok büyük bir artış olmadan ihtiyaçları karşılayacak
şekilde kredi hacmini yıla yayarak büyütebiliriz. Kurlarda belirli bir
istikrar oluşmazsa bizim de kredi artışı yapmamız pek mümkün değil.
Kur artışı nedeniyle sermaye yeterliliğindeki durum da yasal açıdan
bizi farklı şekilde hareket etmeye zorluyor. Tedbirli bir bankanın da
böyle yapması lazım zaten.”

‘Bankalar kredi vermiyor’ başka, ‘bana kredi vermiyor’ başka…

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, kredilendirmeye ilişkin
bankalara yönelik eleştirilerle ilgili de şu yorumu yaptı: “Türk
bankacılık sisteminde 2002 yılında toplam aktiflerin içerisinde
kredilerin payı yüzde 23 iken, 2017’nin sonunda yüzde 65’e yaklaşmış.
Kredi vermeyen bankacılık sistemi bu mu? Mutlak rakam söyleyeyim
2002’de 50 milyar TL, bugün 2,4 trilyon TL kredi rakamı var. Rakamlar
net… Bir banka niye kredi vermesin? Mevduat almışsın, faiz yükünü de
üstlenmişsin, peki ne olacak? Üzerinde oturarak mevduatın maliyeti
çıkmaz. Dolayısıyla yapısı gereği bir banka zaten, maliyetli topladığı
kaynakları getirili aktiflere dönüştürmek durumunda… Kredilerin
verilmediği gibi bir durum söz konusu değil. Sonuç olarak bir banka
maliyetli kaynak topladığı için, mutlaka onu getirisiyle plase etmek
durumunda. Bunun için her bankanın bireysel, ticari, kurumsal,
KOBİ’lere yönelik, kredi ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş ayrı
satış ve pazarlama departmanları, yöneticileri, şubeleri, hatta
doğrudan satış kadroları bile bulunuyor. Bütün bunları kredi
vermeyelim diye mi yapıyoruz. ‘Bankalar kredi vermiyor’ başka bir şey,
‘bana kredi vermiyor’ başka bir şey. Biz bankacılar işin
fizibilitesine, tekniğine bakarız.”

Rating kuruluşları ekonomi politiğe dahil kuruluşlar

Özellikle sıkıntılı dönemlerde çok fazla gündeme gelen konulardan
birinin de kredi derecelendirme kuruluşlarının notları olduğuna dikkat
çeken Bali, sözlerini şöyle sürdürdü: “Orada teknik açıdan tutarlı bir
tablo görmüyorum. Türkiye, çok uzun yıllar içerisinde aldığı yatırım
yapılabilir ülke notunu, çok kısa sürede kaybetti. Hatta onun da
altında seviyelere gitti. Zamanında ‘çeyiz gibidir, sandıklarda
saklanmalıdır’ demiştim. Kredi notu, bütün bir milletin borçlanma
maliyetini belirleyen bir unsur. Ancak rating kuruluşları tamamen bir
objektivite merkezi gibi konumlandırılmamalı. Bunlar, ekonomi politiğe
dahil kuruluşlar. Kararlarının kesinlikle jeopolitik, politik,
ekonomik koşullar ve trendlerle ilişkileri vardır. Genel olarak da
taraftırlar. İyileştirmede çekingen, kötüleştirmede acelecidirler.
Kararlar her zaman aynı tutarlılıkta alınmaz. Bu geçmişte de böyleydi,
şimdi de böyle… Örneğin Güney Afrika ve Türkiye aynı ülke grubunda
yer alıyor. Güney Afrika’nın büyüme oranı yüzde 1,3, Türkiye’nin geçen
yılki büyüme oranı yüzde 7,4. Güney Afrika’nın bütçe açığının GSYH
içindeki payı yüzde 3,8, Türkiye’nin ise yüzde 1,5. Güney Afrika’nın
bütçe açığının GSYH içindeki payı bizden iki kat fazla. Kamu
borçlarının GSYH’ye oranı Güney Afrika’da yüzde 52,7 iken, Türkiye’de
ise yüzde 28,3… İşsizliğe bakıyorsunuz bizde yüzde 11 civarında, orada
yüzde 27,5. Güney Afrika, yatırım yapılabilir ülke. Türkiye, onun
altındakinin de altındaki notta.”

Reel sektör ve banka müşterisi kuruluşlar da aynı samimiyeti
göstermeli

Son dönemde gündeme gelen yeniden yapılandırmalara dair de Adnan
Bali, kredi yapılandırmalarını standart işlemmiş gibi bir hale
getirmenin irrasyonel olduğunu söyledi. Bunların bir kredi
yapılandırma kampanyası olmadığının altını çizen Bali, kaynakların
kısıtlı olduğunu, bu nedenle önceliklendirilerek doğru alanlara tahsis
edilmesi gerektiğini belirtti. Kullandırılan bir kredinin geri
ödemeleriyle, kullanıldığı işten doğacak nakit ihtiyacı akışlarının
öngörülemeyen sebeplerle zaman içerisinde birbirini karşılayamaz hale
gelebileceğine işaret eden Bali, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Böyle
bir durumda en başta öngörülen kredi geri ödemelerini, yeni koşullara
göre oluşan nakit akışlarıyla tekrar uyumlu hale getirmek için her
vaka özelinde çalışılır. Şu ana kadar da yapılan budur. İhtiyacı
olanla olmayanın ayrıştırılmadan taleplerin yerine getirilmesi, bana
göre ahlaki çöküntüdür. Doğru bir şey olmaz. Bu, sektörün daha sonra
haklı olmayan taleplerle karşılaşmasına yol açar. Açık konuşmak
gerekirse, kolay günlerden geçmiyoruz, zor günlerden geçiyoruz.
Herkesin sorumlu davranması lazım… Burada ihtiyaçların ve imkanların
doğru birleştirilmesi, doğru buluşturulması esastır. Bankacılık
sektörü, bu konuyu ciddi bir hassasiyet içerisinde yürütmeye
çalışıyor. Muhataplarımızdan, yani reel sektördeki firmalardan da
bankacılık sisteminin müşterisi konumundaki kuruluşlardan da samimiyet
ve aynı hassasiyeti beklemek durumundayız. Hem onların sağlıklı
ilerlemesi hem de bankacılık sisteminin aktif kalitesinin korunması bu
suretle mümkün olur.”

Foreks Haber Merkezi ( haber@foreks.com )
http://www.foreks.com
http://twitter.com/ForeksTurkey




18:0594.244
Değişim :  0,03% |  25,36
Açılış :  94.007  
Önceki Kapanış :  94.219  
En Yüksek
94.774
En Düşük
93.317