İş Bankası/Bali: Zorlukları karşılıklı güven ve samimiyetle aşabiliriz

22.05.2019 13:17

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Türkiye'nin, kamu ve
finans kesimi açısından çok farklı opsiyonlara ve imkânlara sahip
olduğunu vurgulayarak, "Çalışacağız, uğraşacağız, işlerimizi iyi
yapacağız. Olumluyu, pozitifi çoğaltacağız. Onun için de hep beraber
sorumluluk alacağız. Bunların hepsini samimi, karşılıklı güvene dayalı
olarak yapacağız" diye konuştu.
Adnan Bali, Gaziantep Sanayi Odası'nın Mayıs ayı Meclis
Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, İş Bankası'nın her zaman sıkıntılı
günleri paylaşmaya dair bir çalışma anlayışı bulunduğunu ifade ederek,
"Asıl önemli olan, sıkıntının olduğu dönemlerde hakiki, samimi manada
işinizi yapacak şekilde sahada olmaktır" dedi. Gaziantep'in sıkıntılı
dönemlerde moral düzelten bir kent olduğunu vurgulayan Bali, "Böyle
dönemlerde üreten, satan, ticaret yapan yerlerle daha fazla iç içe
olmak gerektiği kanaatindeyim. Burada o enerjiyi görüyorum. Şu anda
yaşadığımız hadiseden çıkış, büyük ölçüde ihracat, döviz kazandırıcı
faaliyetler ve dış talebe hitap eden katma değerli üretimle olacak.
Bunun adreslerinden biri Gaziantep'tir. Sanayinin üretimden aldığı pay
Türkiye genelinde yüzde 30'lu seviyelerde, Gaziantep'te yüzde 42'nin
üzerinde. Bu fark, şehrin üretme potansiyelini ortaya koyuyor.
Gaziantep, belirli bir ekosistem mantığıyla, bütün bir sistemin
korunması gerektiğini bilerek iş kültürü geliştirmiş bir kent.
Gaziantep'in bu alanlardaki başarısı ile tereddütsüz Türkiye'ye iyi
bir örnek oluşturduğunu düşünüyorum" dedi.
Konuşmasında Türkiye'nin hızlı büyümek zorunda olduğunun altını
çizen Bali,"Türkiye, nüfusu, ölçeği itibarıyla butik olarak
nitelendirilebilecek bir batı ülkesi gibi 'Belli oranda büyürse yeter,
geri kalanı opsiyoneldir, olursa iyi olur olmazsa da mekanizma yürür'
diyebilecek bir ülke değildir. Türkiye genç nüfusu olan dinamik bir
ülkedir, yılda 800 binin üzerinde işgücüne katılımın olduğu bir
ülkedir. İşsizliği aynı seviyede tutmak için bile her yıl 800 bin yeni
iş yaratmalıyız. Nitekim Türkiye, son 10 yılda bir kısım Avrupa
ülkesinin nüfusundan fazla, 7 milyonun üzerinde yeni iş yarattı, ancak
işsizliği aşağıya çekemedi.Çünkü bundan daha fazla işgücüne katılım
oldu. İşgücüne katılımda bir nitelik değişikliği de var. İşsizlerin
neredeyse tamamının üniversite mezunu olması ve beklentilerinin
yüksekliği nedeniyle geçmişe nazaran sosyal boyutu daha ağır bir
işsizlikle karşı karşıyayız. Dolayısıyla, Türkiye, sadece ekonomik
değil sosyal boyutuyla da bu hadiseyi yönetebilmek için hızlı büyümek
zorundadır. Yılda 800 bin yeni istihdam yaratmak ve bunu sürdürebilmek
için yüzde 5 ve üzerinde büyümelidir" dedi.
Adnan Bali konuşmasını şöyle sürdürdü: "Yüzde 5 büyümeye ihtiyaç
var ama kaynak yok. Çünkü iç tasarruf hadleri yüzde 5 büyümemizi
desteklemiyor. Büyümek için dış kaynak kullanıyoruz. Dış kaynak
imkanları yettiği sürece büyüyoruz, bizden veya dışarıdan kaynaklanan
nedenlerle dış kaynak imkanları sıkıntıya girerse büyüme sürecimiz
kesintiye uğruyor. Türkiye'nin iktisat tarihine baktığınızda her hızlı
büyüme dönemi bir döviz açığı, bir dış açık sorunuyla kesintiye
uğramıştır. İkilem şu hızlı büyümek zorundayız ancak hızlı büyümenin
koşullarına sahip değiliz. Peki, ne yapmalıyız? Öncelikle, iç tasarruf
hadlerini artırmak konusunda çok özel çaba sarf edeceğiz. İkinci
husus, dış kaynak kullanmaya devam edeceğiz, bugünden yarına iç
tasarruf hadlerinin bu büyümeyi destekleyecek hale gelmesi gerçekçi
değil. Peki, dış kaynağı nasıl kullanacağız? İş insanları krediyi
nasıl kullanıyorsa, ülke olarak dış kaynağı da öyle kullanmalıyız.
Kullandığımız kaynağın getirisi maliyetinden daha düşükse, o kredi
özkaynağımızdan yiyordur. Ülke olarak, kullandığımız kaynakların
maliyetinden daha yüksek getiriyi sağladığımız alanlarda büyümeliyiz.
Bunları yapmak için güven, istikrar, geleceğe ilişkin
öngörülebilirliğin olduğu uygun bir iklim, ortam da lazım. Ülkeleri
birbirleriyle iş yapma ortamı açısından karşılaştıran 'iş yapma
endeksi' diye bir sıralama var. Türkiye, bu sıralamada 70.
sıralardaydı, son dönemlerde yaptığımız epey atakla 40. seviyelere
kadar geldik. Ama yetmez. Reçetesi belli... Rekabeti kendi içimizde
yaparken, rakibe nazaran ne tür üstünlükler sağlayacağımızı konuşuruz.
Ülkeler düzeyinde rekabet ederken de iş yapma endeksinde üst sıralara
çıkmalıyız. Vergi sisteminde, hukukta, teknolojide, teşvik sisteminde
gereken neyse onları yapmalıyız. Örneğin teşviki geri kalana değil
ileriye gidebilecek olana vermeliyiz. Geri kalana birtakım şeyler
yapmak gibi bir sosyal politikanın başka araçları olmalı, bu teşvik
değil. Teşvik, onun doğru aracı değil. Mümkün olabildiği kadar
potansiyel ifade eden yerlere, fark yaratacak olan yerlere öncelik
vermeliyiz. Birkaç yıl önce 25 ana başlıkta, 1200'ün üzerinde aksiyonu
içeren bir plan hazırlandığını anımsatan Bali, "Bunun içinde, ülkemize
çok ciddi bir rekabet gücü kazandıracak şekilde üretime, sanayiye, dış
ticarete, teknolojiye, hukuka, çevreye, enerjiye, lojistiğe dönük
örneğin organize sanayi bölgelerinin bütünüyle demiryolları ve
limanlarla entegre edilmesine kadar sayısız plan, program vardı.
Bunlar, bugünün koşullarına göre yeniden önceliklendirilerek ele
alınabilir" dedi.

Serbest piyasanın bütün dinamiklerine bağlı kalmalıyız

Serbest piyasa ekonomisinin bütün dinamiklerine sonuna kadar bağlı
kalınması gerektiğini belirten Bali, "Serbest piyasa bolluk demektir,
bereket demektir. Kontrol darlık, bereketsizlik demektir, kısıt
demektir. Çünkü gerçekte olmayabilecek talepleri uyarır, fiili hale
getirir. Bir şeyin kısıtlı olduğu, olabileceği hissini verdiğiniz
andan itibaren insan organizması dahi savunma refleksiyle bunu
ihtiyacının üzerinde talep etmeye başlar. Bunun için, serbest
piyasanın ilkelerine ve dinamiğine sonuna kadar bağlı kalmak önemli...
Kısa dönemlerde arzu etmediğimiz sonuçları hemen vermiyor diye, biraz
meşakkatli olabilecek bu yoldan vazgeçmemeliyiz. Bazen daha farklı
uygulamaların kısa sürede sonuç verebilir olması pratik gelebilir ama
kalıcı olamaz. Daha kötüsü tahrip edicidir. Onun için önemli olan, bu
ortamı sağlayabilmek... Serbest piyasa ve onun hukukunun oluşması bu
bakımdan son derece önemlidir" dedi.
Gerekçeleriyle, temelleriyle, sonuçlarıyla bir ekonomik kriz
arayanın 2001 krizine bakması gerektiğini belirten Bali, "Reel sektör
ile hane halkını bir bacak, bankacılık sistemini bir bacak, kamuyu bir
bacak olarak düşündüğünüzde, 2001 krizinde iki bacağın ikisi de
tamamen çökmüştü. Bugün Türkiye, yüzde 2'ler civarında bir bütçe açığı
milli gelir oranına sahip, hatta çok kısa bir süre öncesinde yüzde 1,1
- 1,3 bandındaydı. Bu oran 2001 krizinde 10 katından fazlaydı. Borç
stokunun milli gelire oranı bugün yüzde 30'lardadır, 2001 krizinde 2,5
katından fazlaydı. Bankacılık sisteminin bugün açık pozisyonu yok,
2001 krizinde özkaynağının 3,5 katı kadar açık pozisyon taşıyordu.
Sorunlu krediler bugün yüzde 4'ler civarında, 2001 krizinde yüzde
30'lara yakındı. Bugün bankacılık sisteminin yüzde 16 sermaye
yeterlilik rasyosu var. 2001'de sermaye yeterlilik rasyosu diye bir
şey yoktu. Bu, yüksek tansiyonu yaşarken tansiyonun ne olduğunu
bilmemekle aynıdır. Bugün de sorunlarımız var. Çok daha büyük bir
ekonomiyiz, çok daha fazla kaldıraç kullanmış, borçlanmış bir ülkeyiz
ama yönetilebilir bir durumla karşı karşıyayız. Tek fark, hane halkı
ve reel sektörün borçluluğu 2001'de bugüne nazaran çok daha düşüktü.
Bu, aleyhe olan kısımdır. Onun için öncelikleri belirleyip, işlerimizi
ona göre götürmemiz gerekecek" dedi.
Türkiye'nin, bugün kamu ve finans kesimi açısından çok farklı
opsiyonlara ve imkanlara sahip olduğunu vurgulayan İş Bankası Genel
Müdürü Adnan Bali, "Önceliklerimizi iyi belirleyip, işlerimizi ona
göre götürmeliyiz. Türkiye, 2-3 saatlik zaman dilimi içinde 1,5
milyarın üzerinde nüfusu bulunan, 20 trilyon doların üzerinde milli
gelire sahip bir coğrafyada bulunuyor. Böyle kilit bir ülkenin bu
dinamik nüfus yapısıyla, bu kadim coğrafyada zorlukları aşacağına
inanıyorum. Çalışacağız, uğraşacağız, işlerimizi iyi yapacağız.
Olumluyu, pozitifi çoğaltacağız. Başkasından beklediğimizi kendimiz
yapmaktan imtina etmeden, hep beraber sorumluluk alacağız. Örneğin,
bankacılık sisteminin kredi kanalları ve kaynak kullandırma
konusundaki politikalarına yönelik şikayetler geliştirirken, kendi iş
muhataplarımızın ödemelerinde esneklik göstermekten, imkan tanımaktan
kaçınmamalıyız. Bankacılık sisteminin faiz oranlarından şikayet
ederken, bunun katlarına kadar tekabül eden vade farkları
uygulamamalıyız. Bunların hepsini samimi, karşılıklı güvene dayalı
olarak yapmaya çalışacağız" diye konuştu.

Gaziantep Sanayi Odası Başkanı Adnan Ünverdi

Gaziantep Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi de
kentin, 2019 Nisan ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 22,2 artış
ile 687,6 milyondolarlık ihracat gerçekleştirdiğini söyledi. Bunun çok
iyi bir performans olduğunu vurgulayan Ünverdi," Gaziantep, en fazla
ihracat yapan ilk 10 il arasında Nisan ayında 5. sırada yer aldı.
İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 154 seviyesinde. Aldığımızdan
fazlasını satabiliyoruz" dedi.
Ünverdi, il olarak en fazla ihracatın yapıldığı ülkelerde Irak'ın
öne çıktığını, ABD pazarı ve Suudi Arabistan'a ihracatta da önemli
artış kaydettiklerini vurguladı. İhracatın sektörlere dağılımında
tekstilin ilk sırada bulunduğunu belirten Ünverdi, ayrıca tarımsal
üretim ve hububat, kimya ve plastik, orman ve ağaç ürünleri, ayakkabı
gibi sektörlerin de önemli pay aldığını söyledi. Geçen yıl 180 ülkeye
toplam 7 milyar dolarlık ihracat yaptıklarının altını çizen Ünverdi,
Gaziantep'in en fazla marka başvurusu yapan ilk 10 il arasında 6.
sırada, patent başvurusunda 21. sırada bulunduğunu vurguladı.

Foreks Haber Merkezi ( haber@foreks.com )
http://www.foreks.com
http://twitter.com/ForeksTurkey




18:0594.831
Değişim :  -0,62% |  -589,86
Açılış :  95.534  
Önceki Kapanış :  95.421  
En Yüksek
95.848
En Düşük
94.519