YENİLEME-İş Bankası/Bali: Ciddi bir spekülatif atakla karşı karşıyayız

13.08.2018 14:06

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, geçen haftaki
gelişmelere, üst üste yaşanan olaylara bakıldığında bunun normal
piyasa dinamikleri içerisinde açıklanabilecek bir hadise olmadığını,
çok ciddi bir spekülatif atakla karşı karşıya olunduğunu söyledi.
Adnan Bali, katıldığı bazı televizyon programlarında, son günlerde
yaşanan gelişmeler ile ilgili değerlendirmeler yaptı. Bali,
Türkiye'nin şu anda zor günlerden geçtiğini belirterek, "Çok net,
ciddi bir spekülatif atakla karşı karşıyayız. Ben Hazine kökenli bir
yöneticiyim. Döviz piyasalarını, buranın işleyişini 90'lı yılların
başlarından beri bilirim. 94 krizi, 96 Asya, 97 Rusya, 99 depremi,
2001 krizi bunların hepsini yaşadık. Buralarda bir kısım
dalgalanmaların olması normaldir. O dönemlerde de hep görürdük. Ama bu
defaki biraz farklı. Ben çok tabii görmüyorum açıkçası… Bazen bütün bu
teknik detaylara hâkim insanlar olarak bile, 'acaba komplovari düşünme
eğiliminde mi oluyoruz' diye kaygı duyuyorum. Ama durum hemen bizi
teyit ediyor" şeklinde konuştu.
Döviz kurunda gelinen noktayı, ekonomik temellerle izah
edemediğini söyleyen Bali, şöyle devam etti: "İktisat teorisinde bize
şunu öğrettiler iki ülkenin çapraz kurları, iki ülke arasındaki
enflasyon farkından hesaplanır. Bu yönüyle bakıldığında ben hiçbir
talebe, hiçbir teoriye uymadığı düşüncesindeyim. Diğer taraftan niye
ekonomik temellerle izah edemiyoruz dediğimiz şu bütçe açığının
GSYİH'ya oranı, Türkiye'de Haziran sonu itibarıyla yüzde 2'yi biraz
aşacak. Bu oran yıllarca yüzde 1.1-1.3 bandındaydı. Yılsonunda da
2,5'u bir miktar aşması bekleniyor. Bunu, Maastrich kriterleri ile
Avrupa Birliği ülkeleri ile kıyaslayın, Türkiye'ye benzer kendi ülke
grubu ile kıyaslayın. Harcamalarda bir miktar genişlemeye rağmen, son
derece önemli bir mali disiplin göstergesidir. İkinci unsur kamu borç
stokunun GSYİH'ya oranı, bu yüzde 30'ların altındaydı, şimdi kur
artışlarıyla yüzde 30'lu rakamlara gelmiş olabilir. Ama halen örneğin
Akdeniz ekonomileri dahil AB ile kıyasladığınızda, bunun 3 katı kadar
oranlara giden ülkeler görüyorsunuz. Tablo bu…"

Ekonomik temellerle açıklanabilir bir durum değil

Adnan Bali, ödemeler konusunun da çok tartışıldığına işaret
ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Ben bunu 15 Temmuz sonrasında da
yerli, yersiz, ilgili ilgisiz değerlendirmeler, kanaatler söz
konusuyken rakamlarla izah etmiştim. Aynen güncellenmişi söyleyeceğim.
Türkiye'nin vadesine bir yıl kalan ödeme tutarı, borçlarının tutarı
180 milyar dolar. Yani orijinal vadelere, ödeme vadesine 1 yıl kalmış
olan borçların toplam tutarı. 180,6 milyar dolar… Bu çok önemli bir
rakam ve 'bu işin içinden nasıl çıkacağız' hissi oluşuyor. Ama bütün
hadise de ayrıntılarda, detayda… Meslek erbaplığı da o… Onu ortaya
koymak lazım. Toplumu da bu konuda ikna edip, iyi bilgilendirmemiz
lazım. Bugün 'spekülatif ataklar' derken, çok tabii saiklerle
bankalara, şuraya, buraya gidip birtakım hareketler yapmayı
düşünebilecek olan normal hane halkı da var. Onları doğru
bilgilendirmeliyiz. Öyle baktığımız zaman, bu 180 milyar doların 102
milyar dolar tutarı bankaların yükümlülüğü. Bunun da yarısı yani 50
küsur milyar doları, bankaların kendi borçları değil, yurtdışı
yerleşiklerin bizim nezdimizde açtığı mevduat hesapları, diğer yarısı
ise borçlar… Bunların yenilenme oranı da 12 aylık kümülatif oranlara
bakıldığında bankacılık sisteminde yüzde 110'a yakın bir yerde. Son
dönemde bir miktar o düştü, ama yönetilebilecek olan bir düzeydir. Bu
borçlanma düzeyine karşılık, aşağı yukarı 50 milyar dolarlık nakit
borç diye baktığınız zaman, Merkez Bankası nezdinde rezerv opsiyon
mekanizması nedeniyle tuttuğumuz rezervlerin toplamı 30 milyar dolara
yakın. Yine döviz depo piyasasında 50 milyar dolar Merkezin bize
kullandıracağı limitimiz var. Bankacılık sisteminin tamamının her an
nakde döndürülebilir döviz likiditesi 50 milyar dolar civarında.
Dolayısıyla hiçbir soruna işaret etmeyen bir tablodur."
Adnan Bali, 180 milyar doların geriye kalan 73 milyar dolarlık
kısmının, reel sektörün dış yükümlülüğü olduğuna, bunun da yüzde
65'ine denk gelen 48 milyar dolarlık kısmının ise mal ve hizmet
ticaretinden kaynaklanan taahhütler olduğuna dikkat çekti. Bali, kalan
25 milyar dolarlık kısmının ise nakit nitelikli kredilerden
oluştuğunu, bunun da 12 aylık kümülatif yenilenme oranının reel
sektörde son dönemde düşmekle birlikte, yüzde 130'un üzerinde
seyrettiğini ifade etti.
Açık pozisyon ve kurlardaki artışın etkilerine ilişkin de Bali,
"Bankacılık sisteminde açık pozisyon yok. Daha önce yaşadığımız
krizlerden en belirgin farklardan biri budur. Finansal kesimin dışında
ise açık pozisyon var. Bu da 217 milyar dolar seviyesinde. Bu rakam
bizi ilk bakışta çok ürkütüyor gözükse de yine detay var. Kısa vadede
reel sektörün 6,5 milyar dolar net artı pozisyonu var. Bir yıla
kadarkivadede bir mühleti var. Hem ekonominin hem reel sektörün
kendisinin, o dönem içerisinde birtakım karşı tedbirleri alabilecek
imkanları var. Dolayısıyla 2013'ün ortalarından itibaren, reel
sektörün bir miktar kısa vadede artıya geçmiş olduğunu görüyoruz.
Firmalar için bu hesaplar yapılırken, sermayedarların kendine ait,
kuvvetle muhtemel bulunduğunu tecrübi olarak da ifade edebileceğim,
artı pozisyonlar ise bu hesabın içinde yok" şeklinde konuştu.
Cari açığın da şu anda yüzde 5,7 seviyesinde bulunduğuna işaret
eden Bali, "Ben bir kıyaslama yapmak istiyorum bu ülke cari açıkta
çift basamaklı orana yaklaştığında, 9-10'lara geldiğinde ve petrol
fiyatları da varil başına 130 dolar olduğu dönemde kur atağı yemedi.
Şimdi bu iki gösterge neredeyse yarısında, fakat kur atağı yiyoruz.
İşte o nedenle diyorum ki bunun ekonomik temeli yoktur. Bu, ekonomik
temelleriyle açıklanabilecek bir durum değildir" diye konuştu.
Kurda gelinen seviyeleri gördüğünde kişisel olarak da meslek
insanı olarak da üzüldüğünü ifade eden Bali, "Bunun borcu olanı var,
bundan olumsuz etkileneni var. 80'lerde annemin babamın tansiyonunu
izler gibi, kime ne hasar veriyor kime ne zarar veriyor diye dolar
kuru izliyorum. Bunu bizim yatıştırmamız, çalışmamız, uğraşmamız
lazım. Temel ekonomik değil, ama her durumda almamız gereken de
ekonomik önlemler var" dedi.
Eylem planı, yönetim kalitesi açısından bizi çok farklı noktaya
getirecektir
Adnan Bali, sözlerini şöyle sürdürdü: "Geçen haftaki gelişmelere,
üst üste yaşanan olaylara bakıldığında bunun normal piyasa dinamikleri
içerisinde açıklanabilecek bir hadise olmadığı ortada. Bu, aynen ifade
edildiği gibi ekonomik bir savaş. Ama bize düşen kısmı var. Biz böyle
bir atağı öngörebilmeli ve buna göre de hep tedbirli olacak şekilde
hareket etmeliyiz. Çok çabuk aksiyon göstermeliyiz. Şu anda artık
söylem zamanı değil, eylem zamanı. Hatta piyasaların, bu tür kötü
niyetli yaklaşanların dahi en iyi kullanabildikleri şey, yeterli
eylemin, aksiyonun alınmamasıdır. Piyasa, bunu cezalandırıyor. Merkez
Bankası, bu sabah bazı önlemler aldı. BDDK, swap ile ilgili
düzenlemesinin yanı sıra olağan üstü piyasa fiyatlarının yarattığı
menkul değerle ilgili değerlemelerden gelen problemleri giderecek
yönde bir aksiyon aldı. İşte hadiseler budur. Bence iyi yönde alınmış
olan kararlar. Piyasada karşılığı olacaktır diye düşünüyorum. Bu
dönemde, en azından bütün imkanlarımızı, bu tür teknik kararlarla
destekleyerek kullanmak durumundayız."
Önlemler konusunda, Bankalar Birliği olarak oluşturdukları bütün
çerçeveyi otorite ve ilgili Bakanlık ile doğrudan istişare ettiklerini
ve paylaştıklarını ifade eden Bali, "Bu konuda son derece işbirlikçi
ve açık bir çalışma ortamının olduğunu da biliyorum. Ama çalışma
çerçevesi açısından önemsediğim kapsamlı, teknik bir eylem planı… Bu
eylem planından sadece kurumların değil, kişilerin sorumluluklarının
belirlenmesi, kamuoyuna sürekli olarak taahhütte bulunulması ve
performansın şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılması… Bu yönetim
kalitesi açısından, taahhüt açısından bizi çok farklı bir noktaya
getirecektir diye düşünüyorum" şeklinde konuştu.

Mevduat çıkışı yok

Adnan Bali, bankadan bir mevduat çıkışının söz konusu olmadığını,
bu dönemde, perakende bankacılık alanındaki davranış değişikliklerini
izlemek açısından İş Bankası'nın iyi bir örnek olduğunu ifade ederek,
"Olağan bir tarzın yürüdüğünü görüyoruz. Efektif talep etmek açısından
bakıldığında cuma günü bir miktar artış oldu, fakat önemli bir miktar
değil. Yönetilemez şeyler değil. Normaldir, olabilir. Onu da sağlıyor
olmanız lazım. Diğer taraftan döviz alım satımlarında da çok özel bir
durum yok. Geçen hafta boyunca döviz alım satımlarımız, dengeliydi.
Cumaya doğru gelindiğinde biraz hacim artışı oldu ama nette nötrdü.
Alan olduğu gibi satan da vardı. 15 Temmuz'da ise bu tür badirelerden
sonra hane halkından çok ciddi bir döviz satışı görmüştük, bu defa onu
görmüyoruz, daha dengeli" diye konuştu.
"Hesaplara el konulacağı" yönündeki iddialar ile ilgili de Bali,
şu yorumu yaptı: "Bugüne kadar katıldığım resmi nitelikli hiçbir
toplantıda bu konunun safsata boyutundan öte değerlendirildiğine tanık
olmadım. Ama bu değişik şekillerde çoğaltılıyor. Sosyal medya, bu
konuda olağanüstü bir alan haline gelmiş durumda. Türkiye Cumhuriyeti
Devleti, Düyun-u Umumiye döneminden kalmış borçlarını ödeyen, tarihin
hiçbir döneminde bu tarz bir eyleme girmemiş olan bir ülke… Bunun
düşünülmesi bile doğru değil. Bunun düşünülmediğini ifade etmek bile
risktir bu piyasalarda. Böyle bir tablo yok."

Bu ülkenin zorluğunu, meşakkatini de paylaşacağız

"Paranın sistem dışına çıkarılması, yurt dışına transfer edilmesi"
konusunda da Bali, şöyle konuştu:"Liberal bir ekonomide bireylerin,
kuruluşların şu veya bu saikle bunları yapması açısından bir
değerlendirme yapmam doğru olmaz. Bu işin biraz objektif boyutu… İşin
bir de sübjektif boyutu da var. Yurttaşsınız, vatandaşsınız,
çıkarttığınız paranın tamamını bu ülkeden kazanmışsınız. Bunun kabul
edilebilir olduğunu düşünmüyorum. Biz bu ülkenin sadece refahını
paylaşmak için bir araya gelmiş alelade bir topluluk değiliz. Yeri
geldiğinde bu ülkenin zorluğunu, meşakkatini de paylaşacağız. Nikah
memuru bile 'iyi günde kötü günde, hastalıkta, sağlıkta' diyor. Bu
nedenle ben vatandaşlara, yurttaşlara, kurumlara da iş düştüğünü
düşünüyorum. Sorumlu davranmak gerektiğini düşünüyorum. Bu kurum, Gazi
Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1924'te 26 Ağustos'ta Büyük Taarruz'a
denk getirilerek kurulmuştur. Siyasi bağımsızlığı payidar kılmak için
iktisadi bağımsızlığın olması gerektiği vizyonuyla kurulmuştur.
Hepimizin bu bilinçle hareket etmesi lazım."
Gelişmelerin bankacılık sektörüne etkilerine dair de Adnan Bali,
sektörün sermaye yeterliliğini iyi idare etmeye gayret edeceğini, şu
anda yaşanan kur artışlarının, karlılıkları azalttığı gibi aynı
zamanda risk ağırlıklı varlıkları artırdığına dikkat çekti. Bali,
"Likidite ve ödemeler açısından iyi hareket edeceğiz. Tabii bu sadece
bankacılık sisteminin sorumluluğu değil" dedi.
Bankacılık sektöründe yılın kalanına ilişkin öngörüler hakkında
ise Bali, "Kur seviyelerini hiç olmazsa tekrar istikrarlı bir seviyeye
oturtabilirsek, çok büyük bir kredi artışı olmadan ihtiyaçları
karşılayacak şekilde, kredi hacmini yıl boyuna yayarak artırabiliriz.
Kur seviyeleri buradan belli bir istikrara doğru gelişemezse, bizim de
kredi artışı yapmamız pek mümkün değil. Kur artışı nedeniyle sermaye
yeterliliğindeki durum, yasal açıdan bizi farklı şekilde hareket
etmeye zorluyor. Tedbirli bir bankanın da böyle yapması lazım zaten"
şeklinde konuştu.

Yeri geliyor kemoterapi yapılıyor, faiz de böyle bir şey…

Faiz oranlarının şu anda çok kritik bir seviyede olmadığının
altını çizen Bali, serbest piyasa mekanizmalarıyla şu andaki tablonun
sürdürülmesi gerektiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Faizin yüksek olması kötü bir şey. Banka bilançoları açısından da
kötü bir şey. Bizim mevduatlarımız 35 günlük ortalama vadeli. Yani bir
faiz artışının ardından biz en fazla 35 gün içerisinde,
kaynaklarımızın %60'ını oluşturan mevduatların yeniden fiyatlanmasıyla
anında maliyet artışına maruz kalıyoruz. Ama bu artışı aynı anda aynı
sürede aktiflerimize yansıtamıyoruz, çünkü onların ortalama vadesi çok
daha uzun. Net faiz marjları daralıyor bunun sonucunda. O nedenle,
bankacılar faaliyetlerini sürdürürken yüksek faiz talebinde
bulunamazlar, bu kendileri için de doğru değildir. En yüksek karları,
faizlerin düştüğü zamanlarda kazanıyoruz. Çünkü bu defa 35 günlük
mevduatlarımız kısa süre içerisinde yeniden fiyatlanır ve maliyet
düşer. Halbuki daha önce yaratmış olduğunuz aktiflerin nispeten daha
yüksek oranlı getirileri sizi bir müddet daha besler. Onun için bence
bu faiz konusunda, artık iktisat biliminin kuralları her ne ise
onların gerektirdiği şekilde hareket edilmeli. Hoşumuza gitmeyebilir.
Kötü bir örnek ama yeri geliyor kemoterapi yapılıyor. Çok mu arzu
ediliyor? Hayır… Faiz de böyle bir şeydir. Sizin onu çok sevdiğiniz
istediğiniz anlamına gelmez, ama gerektiği zaman her enstrüman
kullanılabilmelidir."
Yabancıların bakış açılarına dair de Bali, bankacılık sisteminin
aktif kalitesinin korunup korunamayacağı, reel sektörün borçlarının
çevrilebilirliği gibi konuların konuşulduğunu, bunların tabii kaygılar
olduğunu ifade etti. Bali, "Biz de bunları dilimiz döndüğünce
anlatıyoruz. Mesela makroekonomik açıdan bütün faktörleri
değerlendirmenin ihmal edilmesi de söz konusu. Tabii ki yabancı iş
çevreleri kaygılarını dile getiriyorlar. Çok yoğun temaslar içinde
olup gerçekçi bilgilerle beslenmelerini sağlamamız lazım" şeklinde
konuştu.
Rating kuruluşları tamamen bir nesnellik merkezi gibi
konumlandırılmamalı
Kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarına ilişkin de Bali, şu
değerlendirmeyi yaptı: "Orada teknik açıdan tutarlı bir tablo
görmüyorum. Türkiye, çok uzun yıllar içerisinde aldığı yatırım
yapılabilir ülke notunu, çok kısa sürede kaybetti. Hatta onun da
altında seviyelere gitti. Zamanında 'çeyiz gibidir, sandıklarda
saklanmalıdır' demiştim. Bütün bir milletin borçlanma maliyetini
belirleyen bir unsur. Ratingimizi kaybetmemiş olsaydık CDS seviyeleri,
bugünkü rekor seviyelere ulaşamazdı. Ancak rating kuruluşlarını
tamamen bir objektivite merkezi, onları bir nesnellik merkezi gibi
konumlandırmak hatasına düşülmemeli. Bunlar, ekonomi politiğe dahil
kuruluşlardır. Kararlarının kesinlikle jeopolitik, politik, ekonomik
koşullar ve trendlerle ilişkileri vardır. Genel olarak da taraftırlar.
İyileştirmede çekingendirler, kötüleştirmede acelecidirler. O kararlar
da her zaman aynı tutarlılıkta alınmaz. Örneğin Güney Afrika ve
Türkiye aynı ülke grubunda yer alıyor. Güney Afrika'nın büyüme oranı
yüzde 1,3, Türkiye'nin geçen yılki büyüme oranı yüzde 7,4. Güney
Afrika'nın bütçe açığının GSYH içindeki payı yüzde 3,8, Türkiye'nin
ise yüzde 1,5. Güney Afrika'nın bütçe açığının GSYH içindeki payı
bizden iki kat fazla. Kamu borçlarının GSYH'ye oranı Güney Afrika'da
yüzde 52,7 iken, Türkiye'de ise yüzde 28,3… Bu da yaklaşık yarısı…
İşsizliğe bakıyorsunuz bizde yüzde 11 civarında, orada yüzde 27,5.
Güney Afrika, yatırım yapılabilir ülke. Türkiye, onun altındakinin de
altındaki notta. Bunun neresi tutarlı? Bu, geçmişte de böyle oldu."

Kriz yönetme tecrübesi olan bir ülkeyiz

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Türkiye'nin zorlukları ilk
defa yaşayan bir ülke olmadığına işaret ederek, "Atalarımız, 1923'te
ülkemizin temellerini nice yokluklar içinde atarken, çok daha zor
koşullarda mücadele ettiler. Şu anda da ülke olarak zorlukların
üstesinden geleceğimize inanıyorum. Kriz yönetme tecrübesi olan,
kamuda ve kuruluşlarda kriz yönetme konusunda tecrübeli yöneticileri
olan bir ülkeyiz. Bu dönemde çok iyi bir koordinasyonla,
önceliklerimizi asla bir diğerine feda etmeden, dahili gündemlerle
kafamızı fazla karıştırmadan, yapılması gerekenlerin en doğrusunu
özellikle dışarıya dönük taahhütlerimiz açısından yapmamız gerekir
diye düşünüyorum" dedi.


Foreks Haber Merkezi ( haber@foreks.com )
http://www.foreks.com
http://twitter.com/ForeksTurkey




18:0595.734
Değişim :  -0,87% |  -844,53
Açılış :  97.199  
Önceki Kapanış :  96.579  
En Yüksek
97.572
En Düşük
95.731