07.11.2026 - 13:18 | Son Güncellenme:
Bakan Kacır, İstanbul’da düzenlenen TRT World Forum 2026 kapsamında “Yapay Zekâ Çağında Sorumluluğu Yönetmek” başlıklı oturumun açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Kacır, uluslararası katılımcılara hitap ederek, küresel teknoloji tekelleşmesi, yapay zekâ etiği, yönetişim eksiklikleri ile Türkiye’nin yapay zekâ alanındaki altyapı, insan kaynağı ve yerli model geliştirme hedefleri hakkında detaylı açıklamalarda bulundu.
Kacır, 2030 yılına kadar 5 milyon vatandaşa okuryazarlık kazandırılacağını ve veri merkezi kapasitesinin 1 gigavata ulaştırılacağını kaydetti. “Yapay zekâya yetki devredebiliriz ancak sorumluluğu asla devredemeyiz” vurgusu yapan Kacır, konuşmasında şunları kaydetti:
İNSANLIK TARİHİNİN YENİ DÖNÜM NOKTASI: Tarih boyunca çığır açan teknolojik atılımlar uygarlığın rotasını temelden değiştirmiştir. Matbaa, bilginin ayrıcalıklı bir azınlığın tekelinden kurtulmasını sağlayarak eğitimi ve fikirlerin serbestçe yayılmasını kökten dönüştürdü. Buhar makinesi, üretim ve ulaşım modellerinde devrim yaratarak modern sanayi ekonomilerinin temel taşlarını döşedi. İnternet ise kıtalar arasında insanları ve pazarları birbirine bağlayarak iletişim kurma, çalışma ve iş yapma biçimlerimizi bütünüyle yeniden tanımladı. Bugün yapay zekâ, insanlığın gelişim tarihindeki bir diğer büyük dönüm noktasını temsil etmektedir. Onlarca yıllık araştırmaların birikimi üzerine inşa edilen, devasa veri hacimleri ve işlem gücüyle beslenen yapay zekâ sistemleri; artık insan dilini anlayabilmekte, karmaşık örüntüleri çözümleyebilmekte, özgün içerikler üretebilmekte ve bir zamanlar yıllarca süren uzmanlık gerektiren zorlu problemleri çözebilmektedir.
İNSAN MUHAKEMESİ VE MAKİNE ÖZERKLİĞİ: Yaşanan bu dönüşümün en derin boyutu, sistemlerin teknik olarak neler başarabildiği ile sınırlı değildir. Asıl dönüşüm, insan muhakemesi ile makine özerkliği arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanmasıdır. Yüzyıllar boyunca insan yeteneklerini ileriye taşımak için araçlar geliştirdik. Fakat bugün, yalnızca belirli komutları harfiyen takip eden mekanik araçlardan; görevleri icra ederken belirli bir takdir yetkisi kullanabilen sistemlere doğru evriliyoruz. Bu özerklik alanı genişledikçe önümüze yanıtlanması hayati bir soru çıkmaktadır: Bir yapay zekâ sistemi sınırlarını aştığında, vahim bir hata yaptığında ya da doğrudan zarara sebebiyet verdiğinde ne olacaktır?

“YAPAY ZEKÂYA YETKİ DEVREDEBİLİRİZ ANCAK SORUMLULUĞU DEVREDEMEYİZ”: Siber tehditleri bertaraf etmek üzere görevlendirilen bir yapay zekâ ajanının, meşru yetki sınırlarının dışına çıkarak başka bir kurumun kritik altyapılarına sızdığını tasavvur edin. Ya da saniyenin küçük bir diliminde verilen bir kararın telafisi imkânsız neticeler doğurduğu, ölümlü bir kazaya karışan sürücüsüz bir aracı düşünün. Benzer şekilde, istihdam süreçlerinde kullanılan bir algoritma, eğitildiği geçmiş verilerdeki önyargılı kalıpları kopyalayarak yetkin adayları sistematik biçimde eleyebilir. Tüm bu somut senaryolar, yapay zekâ ne denli gelişirse gelişsin asla vazgeçilmeyecek temel bir ilkeyi karşımıza getirmektedir: Yapay zekâya yetki devredebiliriz, ancak sorumluluğu asla devredemeyiz.
KARA KUTU SİSTEMLER VE ŞEFFAFLIK EKSİKLİĞİ: Gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin giderek daha opak, tabiri caizse birer 'kara kutu' gibi çalışması, kişi ve kurumların hesap verebilirliğini her geçen gün zorlaştırmaktadır. Şeffaflık eksikliği sadece algoritmik yapıyla da sınırlı kalmamaktadır. Endüstri; eğitim verileri, bilgi işlem kaynakları, modellerin nasıl kullanıldığı ve bunların toplum üzerindeki etkileri konusunda 'yapısal olarak şeffaflıktan uzak' kalmayı sürdürmektedir.
KÜRESEL İŞLEM GÜCÜ YALNIZCA BEŞ ŞİRKETİN TEKELİNDE: Bu devasa sistemleri inşa etmek için gereken kritik kaynakların belirli odaklarda toplanması meselenin bir diğer endişe verici boyutudur. İleri düzey modeller geliştirmek için elzem olan işlem altyapısı, nitelikli veri ve uzman insan kaynağı, maalesef son derece az sayıda güçlü teknoloji devinin elinde kümelenmiştir. 2025 yılı verilerine baktığımızda, dünyadaki öncü sınır yapay zekâ modellerinin yüzde 90'ından fazlasının endüstri tarafından geliştirildiğini görüyoruz. Küresel düzeydeki yapay zekâ işlem gücünün yaklaşık yüzde 70'i ise bugün yalnızca beş büyük şirketin kontrolündedir. Bu dev şirketlerin aldığı stratejik kararlar; bireylerin bilgiye nasıl ulaştığını, hangi iktisadi fırsatlara erişebildiğini ve dijital mecralarda hangi dillerin, kültürlerin ve değerlerin temsil edileceğini doğrudan tayin etmektedir. Bu boyutta bir teknolojik güç, kaçınılmaz olarak orantılı ve bağlayıcı sorumlulukları da beraberinde getirmek zorundadır.
DEEPFAKE VE DEZENFORMASYON TEHLİKESİ: Ortaya konulan uluslararası gayretlere karşın, yapay zekânın güvenli, adil ve sorumlu bir çerçevede geliştirilmesini güvence altına alacak küresel çapta bağlayıcı bir çerçeve halen tesis edilememiştir. Bu normatif boşluğun bedeli; veri mahremiyetinden algoritmik ayrımcılığa, siber güvenlik açıklarından dezenformasyon dalgalarına ve iş gücü piyasalarının sarsılmasına kadar geniş bir alana yayılmaktadır. Kamu güvenine yönelik bu tehdit, deepfake ve yapay zekâ kaynaklı dezenformasyon içeriklerinin yükselişinde açıkça kendini göstermektedir. Bu erozyon, sağlıklı kamusal tartışma zeminini dinamitlemekte ve demokratik kurumların meşruiyetini aşındırmaktadır.
İNSAN ODAKLI VE RİSK TEMELLİ YAKLAŞIM: Hükümetlerin yapay zekânın yönlendirdiği bir çağda net çerçeveler çizmek, etkin denetim mekanizmaları kurmak ve temel hakları teminat altına almak hususunda tartışmasız bir vazifesi bulunmaktadır. Lakin toplumu koruma refleksi ile yenilikçiliği destekleme arzusu birbirine feda edilmemeli, el ele yürümelidir. İnsan odaklı ve risk temelli bir yaklaşım, önümüzdeki yolculuk için en isabetli rotayı çizmektedir. Türkiye’nin meseleye yaklaşımının merkezinde işte bu felsefe yer almaktadır. Ülkemiz için teknoloji asla tek başına bir amaç olmamıştır. Bir teknolojinin gerçek kıymeti; insan hayatına kattıklarıyla, insan onuruna, adalete ve ortak refahın tabana yayılmasına sağladığı somut faydayla ölçülür. Bu vizyonu ete kemiğe büründürmek adına politikalarımızı, kamu-özel yatırımlarımızı ve uluslararası iş birliklerimizi kararlılıkla sürdürüyoruz.

CUMHURBAŞKANIMIZIN LİDERLİĞİNDE GÜÇLÜ EKOSİSTEM: Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde geride bıraktığımız dönemde inşa ettiğimiz güçlü Ar-Ge, inovasyon ve sanayi üretim altyapısı, yapay zekâ alanındaki hedeflerimize sağlam bir omurga teşkil etmektedir. TÜBİTAK Yapay zekâ Enstitümüz vasıtasıyla bilimsel yetkinliği reel sektörün ihtiyaçlarıyla entegre ederken, Yapay zekâ Ekosistem Çağrılarımızla özgün akademik araştırmaları katma değerli ürün ve hizmetlere dönüştürüyoruz. Aynı zamanda KOBİ’lerimizin yapay zekâ adaptasyonunu hızlandırarak firmalarımızın operasyonel verimliliklerini ve küresel arenadaki rekabet güçlerini pekiştiriyoruz.
GENÇLİĞİMİZ EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMİZDİR: Her büyük hamlede olduğu gibi bu alanda da en büyük gücümüz ve dayanağımız dinamik genç nüfusumuzdur. Yürüttüğümüz projeler ve yarışmalar sayesinde bugüne kadar 82 bin üniversite öğrencimize yapay zekâ alanında doğrudan yetkinlik kazandırdık. TEKNOFEST ve Deneyap Teknoloji Atölyeleri gibi markalaşan modellerimizle; yarının araştırmacılarını, yazılımcılarını, mühendislerini ve teknoloji girişimcilerini erken yaşlarda keşfedip yetiştirmeyi sürdürüyoruz.
SÜPER BİLGİSAYAR ALTYAPISI: Yetenekli insan kaynağı ile yenilikçi projelerin yüksek işlem gücüne sahip altyapılarla tahkim edilmesi gerektiğinin farkındayız. Bugüne kadar 9 bin araştırmacımız, ulusal süper bilgisayar altyapımızın sunduğu yüksek bilgi işlem kapasitesinden istifade etti. Bununla kalmadık; Dijital Avrupa Programı ve EuroHPC Ortak Girişimi aracılığıyla Türk araştırmacılarının ve teknoloji girişimlerinin, Avrupa’nın en gelişmiş süper bilgisayarlarında toplam bedeli 100 milyon doları bulan yüksek işlem kaynaklarına bedelsiz olarak erişimini mümkün kıldık.
HİT-30 PROGRAMI İLE ALTYAPI YATIRIMLARI ŞAHLANIYOR: HİT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programımız vasıtasıyla yapay zekâ ve veri merkezlerine yönelik doğrudan yatırımlara hız veriyor, ulusal işlem kapasitemizi katlayarak ekosistemimizin büyümesine zemin hazırlıyoruz. Yapay zekânın sosyo-ekonomik çarpan etkisini tam manasıyla harekete geçirebilmek; üniversiteler, girişimciler, sanayi aktörleri ve kamu kurumları arasında eşgüdümlü bir ortak akıl ve kesintisiz iş birliği gerektirmektedir.
2026–2030 YAPAY ZEKÂ EYLEM PLANI İLE DÖRT ANA BAŞLIK: Bu vizyoner yaklaşımla Türkiye’nin 2026–2030 Yapay zekâ Eylem Planı’nı şekillendirdik. Eylem Planımız; milli yapay zekâ ekosistemimizi tahkim etmek, teknoloji üretim süreçlerimizi hızlandırmak ve bu küresel devrimin sunduğu pencereleri toplumumuzun doğrudan faydasına sunmak amacıyla hazırlanmış bütüncül bir yol haritasıdır. Bu plan; sorumlu inovasyonu, insan gözetimini ve toplumsal güveni kalkınma hamlemizin merkezine yerleştirmektedir. Dört ana sacayağı — Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet — üzerine yükselen Eylem Planımız, Türkiye’nin 2030 hedeflerinin ölçeğini gözler önüne sermektedir.
2030’A KADAR 5 MİLYON OKURYAZAR VE 10 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM: Temel hedefimiz; Türkiye’yi yapay zekâ alanında dünyada teknoloji geliştiren ve ihraç eden lider ülkeler ligine taşımaktır. Bu doğrultuda 2030’a kadar 5 milyon vatandaşımıza yapay zekâ okuryazarlığı kazandıracak; 10 bin ileri düzey uzman yetiştirirken, bu kabiliyetleri sanayiden sağlığa, tarımdan finansa farklı sektörlere adapte edecek 100 bin sektörel profesyoneli iş dünyamıza kazandıracağız. Araştırmacılarımız ve girişimcilerimizin reel dünya meselelerine yerli çözümler üretebilmeleri amacıyla kamu kurumlarımıza ait en az 2 bin nitelikli veri setini güvenli şekilde erişime açacağız. Ülkemizin veri merkezi kapasitesini 2030 yılına kadar en az 1 gigavat düzeyine ulaştıracak; bulut bilişim ve yapay zekâ altyapısına özel sektör öncülüğünde en az 10 milyar dolarlık devasa bir yatırım hacmini kazandıracağız.
TÜRKÇE BÜYÜK DİL MODELİ ‘BİLGE’ : Kendi imkânlarımızla geliştirdiğimiz Türkçe büyük dil modelimiz BİLGE, Türkiye’nin teknolojik egemenliğini tahkim edecek; Türkçemizin zenginliğine ve yerel dinamiklerimize uygun üretken yapay zekâ çözümlerinin geliştirilmesini sağlayacaktır. BİLGE’nin ilk versiyonunu çok yakında geliştiricilerimize, araştırmacılarımıza ve girişimlerimize açıyoruz. Böylece yerli aktörlerimizin, dışa bağımlı kalmaksızın doğrudan Türkiye’nin öz yetenekleri üzerinde yenilikçi ürünler inşa etmelerinin kapılarını aralayacağız.
DÜZENLEYİCİ DENEME ALANLARI VE ORANTILI REGÜLASYON: Bir yandan yerli çözümler üretirken, diğer yandan yapay zekânın güvenli ve sorumlu kullanım zeminini oluşturmakta kararlıyız. Regülasyonların kesinlikle kullanım sahasının barındırdığı risk seviyesiyle orantılı olması gerektiğine inanıyoruz. Bir fabrikadaki rutin üretim hattını optimize eden bir algoritma ile teşhis koyan bir tıbbi yazılım veya temel kamu haklarına erişimi belirleyen bir karar sistemi elbette aynı yasal mevzuata tabi tutulamaz. Yüksek etki ve risk grubundaki uygulamalarda sıkı güvenlik bariyerleri, kullanım öncesi risk analizleri ve anlamlı insan denetimi şart koşulacaktır. Öte yandan inovasyonun serbestçe nefes alacağı deneme ortamlarına olan ihtiyacı da unutmuyoruz. Öncelikli sektörlerimizde kuracağımız 'düzenleyici deneme alanları' sayesinde girişimcilerimiz ve araştırmacılarımız yenilikçi fikirlerini net kurallar altında güvenle test edebileceklerdir.
YAPAY ZEKÂ ETİK KURULU GÖREVE BAŞLIYOR: Hayata geçireceğimiz Yapay zekâ Etik Kurulu; kişisel verilerin mahremiyeti, algoritmik tarafsızlık ve özellikle çocuklarımızın dijital güvenliği konularında geliştiricilerimize ve kurumlarımıza rehberlik edecektir. Girişimcilerin ihtiyaç duyduğu öngörülebilirliği sağlarken, vatandaşlarımızın hak ettiği koruma kalkanını oluşturacak ve yeni teknolojilerin güvenle büyüyeceği iklimi inşa edeceğiz.
AKTİF VE ÇOK TARAFLI DİPLOMASİ: Ulusal yetkinliklerimizi güçlendirirken, hiçbir devletin yapay zekânın doğurduğu çok boyutlu meselelerle tek başına mücadele edemeyeceği gerçeğini biliyoruz. Türkiye; merkezinde insan sorumluluğunun, güvenliğin ve tüm ülkelerin eşit temsilinin bulunduğu adil bir küresel yapay zekâ mimarisinin teşekkülüne öncülük etme iradesindedir. Bu kararlılığımızı çok taraflı uluslararası platformlarda ortaya koyuyoruz. G20 bünyesinde sorumlu inovasyon ve politika koordinasyonu çalışmalarına katkı sunuyoruz. OECD zemininde güvenilir yapay zekâ prensiplerini destekliyor, UNESCO çatısı altında etik ve insan merkezli yaklaşımları müdafaa ediyoruz. Türk Devletleri Teşkilatı nezdinde ise dijital dönüşüm ve teknolojik kapasite inşası alanında bölgesel kardeşlik ve iş birliğini güçlendiriyoruz.
HER ÜLKE KENDİ GELECEĞİNDE SÖZ SAHİBİ OLMALIDIR: Birleşmiş Milletler zemininde, gelişmekte olan ülkelerin süreçlere dahil edilmesini ve hesap verebilirliği önceleyen kapsayıcı bir küresel yönetişimi savunuyoruz. Uluslararası Öncü Yapay zekâ Modellerinin Kontrolü Çağrısı’na sunduğumuz destek de bu alandaki güvenlik analizlerine ve uluslararası dayanışmaya verdiğimiz önemin somut bir tezahürüdür. Hedefimiz; yenilikçiliği kösteklemeyen, ortak tehditleri bertaraf eden ve teknolojinin bereketini tüm insanlığın hizmetine sunan adil bir uluslararası ekosistem kurmaktır. Geleceğini derinden şekillendirecek teknolojilerin kural setleri belirlenirken her bir devlet masada eşit ve anlamlı bir söze sahip olmalıdır.
KURALLAR TÜKENDİĞİNDE GÜCÜN ANLAMINI BİLENLER LİDERLİK EDER: Bu yılki Forum tam da çağımızın can damarına dokunan bir soruyu gündeme taşıyor: 'Kurallar tükendiğinde kim liderlik eder?' Tarih bu soruya şüpheye yer bırakmayacak netlikte bir cevap vermektedir: Her büyük tarihsel dönüşümde kalıcı liderlik, elinde en fazla gücü tutanlara değil; o gücün neye hizmet etmesi gerektiğini doğru kavrayanlara ait olmuştur. Yapay zekâ çağı da bundan farklı olmayacaktır. Bu dönemin liderliği; olağanüstü potansiyeli harekete geçirme vizyonuna, risklerle yüzleşme cesaretine ve teknolojiyi tüm insanlığın hizmetine sunma sorumluluğuna sahip olanların olacaktır.
GELECEK YARININ NESİLLERİNE BİR EMANETTİR: Dilimizde ve medeniyet dünyamızda çok derin bir kelime vardır: 'Emanet'. Korunması, titizlikle gözetilmesi ve bizden sonrakilere eksiksiz devredilmesi gereken bir sorumluluğu ifade eder. Yapay zekâ ile şekillendirdiğimiz yarınlar, tam olarak böyle bir emanettir. Bu gelecek; bugün karar alma makamında bulunanlar kadar, onu devralacak olan yarının nesillerine aittir. Gelecek nesillere yalnızca güçlü teknolojiler borçlu değiliz; onlara bu sistemleri sorgulama hürriyetini, hesap sorabilen kurumları ve teknolojinin hizmet ettiği amaçları belirleme iradesini de borçluyuz. Türkiye; insan onurunu güvenceye alan, küresel adaleti gözeten ve her millete geleceğini tayin etme hakkı tanıyan bir yapay zekâ vizyonuna liderlik etmeye hazırdır. Gelecek nesiller bizi yalnızca geliştirdiğimiz teknolojilerle değil, onların geleceğini tayin ederken üstlendiğimiz tarihi sorumlulukla hatırlayacaktır.