Metin Aktaşoğlu / metin.aktasoglu@milliyet.com.tr - Yaşamın her alanını etkileyen pandemi elbette iş dünyasını da köklü bir biçimde sarsarken öncesinde sadece belli alanlarda sınırlı ve pek alışık olmadığımız uzaktan çalışma, evden çalışma gibi kavramlar hemen hemen herkesin hayatına girmişti. Kimisi evden çalışmaya ya da en azından hibrit bir düzene çok alıştı, kimisi ofise gitmeyi olmazsa olmaz görüyor. Lakin hem pandemi sürecinde hem de pandemiden taze çıktığımız günlerde öngörüler hibrit düzenin ve evden çalışmanın artık bir norm olduğu yönündeydi. Avusturalya haftada iki gün evden çalışma hakkını Eylül 2026 itibarıyla yasallaştırıyor. Hatta özellikle Avrupa'da “Acaba haftada 4 gün çalışma düzenini mi denesek” soruları zaman zaman ciddi biçimde masaya geliyor.
Peki sahadaki tablo ne söylüyor? Google Maps'in mobilite verilerine göre aralarında İstanbul'un da bulunduğu birçok önemli metropolde ofislere dönüş artıyor. Buna göre 2019'da yüzde 80 olup 2021'de yüzde 20'nin hemen altına inen ofisten çalışma oranı o günden beri artış göstererek 2026'da yüzde 60 seviyesine ulaştı. Pandemide yüzde 60'ları gören uzaktan çalışma modeli ise şu sıralar yüzde 15'lerde seyrediyor. Zirvesini 2022 ve 2023'te yaklaşık yüzde 40'larla yaşayan -hibrit norm oluyor öngörüsü bu döneme denk geliyor- hibrit model ise 2019'daki oranının neredeyse 10 puan üzerinde yüzde 25 civarında.

Sektörlere göre dönüş eğilimine bakılınca teknoloji sektörünün direndiği, üretim sektörünün doğası gereği zaten ofisten ayrılamadığı, finans ve kamuda ise ciddi bir ofise dönüş gözlemlendiği ortaya çıkıyor. İstanbul'da ofislerin doluluk oranı yüzde 50'nin üzerinde seyrederken New York ve Paris'te bu oran yüzde 70'in üzerine çıkmış durumda. Peki sahadaki tablo ne söylüyor? İşveren ne bekliyor, çalışan ne istiyor? Konuyu insan kaynakları alanından üç isim Milliyet.com.tr için değerlendirdi.
'HİBRİTİ TAMAMEN SIFIRLAMAK MÜMKÜN OLMAYACAK'
Toksik İletişimden Arınma Platformu üyelerinden Randstad Türkiye Stratejik Çözümler ve Halkla İlişkiler Müdürü Ener Öztürk, “Kendi raporlarımızda ve Randstad Workmonitor raporlarında da görüldüğü üzere, hibrit model uygun iş kollarında kemikleşecek. Lojistik ve üretim gibi alanlarda bu mümkün olmasa da beyaz yakalı ofis çalışmalarında bu yapının kalıcı olduğunu görüyoruz” diyor ve “Çalışan tarafında bir seçim şansı olduğunda hibrit düzen ihtiyacı neredeyse ücret kadar önemli bir hale gelmiş durumda. Pandemideki 'full uzaktan' modeller artık haftada bir veya iki gün evden çalışma şeklinde kısaldı lakin hibridi tamamen sıfırlamak mümkün olmayacak” ifadelerini kullanıyor.
Workforce Global Kurucu Ortağı ve Strateji Partneri Yaprak Demirel ise “Pandemiden hemen sonra ilk bir buçuk yıl bunun yeni norm olacağı gibi güçlü beklentiler mevcuttu ama şu anki durumda hibrit modelin korunduğu pozisyonlar olsa da firmanın kendi kurum kültürüne ve pozisyona göre model değişim gösterebilmekte” yorumunda bulunuyor. Sektöre ve pozisyona göre çalışma modelinin değiştiğinin altını çizen Demirel, “Aslında işinizin uzaktan çalışmaya ne kadar uygun olduğu biraz da ne kadar ölçülebilir olduğuyla doğru orantılı” derken şöyle devam ediyor:
“Eğer 'remote' çalışıyorsanız ve işiniz ölçümlenebilir bir işse bunun çıktısına bakılıyor. Ama çıktının ölçümlenemediği veya farklı departmanlarla yoğun bir koordinasyon halinde ilerlenmesi gereken, takım çalışmasının önem arz ettiği rollerde yani bireysel rollerden ziyade ekip çalışmasının öne çıktığı rollerde ofiste çalışma fikri daha ön planda oluyor.”
Burada aslında hem kurum kültürüne hem de öğrenme kültürüne bir pas atmakta fayda olabilir. Zira kurum içi bilginin nasıl aktarıldığı da önemli sosyal bir ağ olarak ofisin tuttuğu yer de... Farklı departmanlarla kurulan ilişkiler bazı şirketlerde bürokrasileri aradan çıkarıp süreçleri hızlandırabiliyor. Bazen ofis içi kurulan ağlar terfi noktasında da faydalı oluyor. İK Stratejisti ve Çalışan Deneyimi-Bağlılık Danışmanı ve HRTera Kurucu Ortağı Artemiz Güler ise bu noktadan yola çıkarak meseleyi biraz daha farklı bir açıdan ele alıyor.
'İŞVERENLERDE 'GÖRMEDİĞİM ZAMAN YÖNETEMİYORUM' YANILGISI VAR'
Güler, “ABD'de ve Avrupa'da iş-özel hayat dengesine daha çok önem verildiği için hibrit model daha yaygın. Ancak Türkiye'de özellikle finans gibi sektörlerde hibrit neredeyse kalmadı, herkes tamamen ofise döndü. İşverenlerde 'görmediğim zaman yönetemiyorum' yanılgısı var. Fiziksel yakınlık, birine anlık bir şey sorma kolaylığı ve 'öğrenme kültürü' açısından ofis hâlâ önemli görülüyor” ifadelerini kullanmakta.
Kurumsal aidiyet noktasına da dikkat çeken Güler, “Ofise gelen çalışanların dahi kurumsal aidiyetlerini korumakta zorlanan firmalar, hiç ofise gelmeyen çalışanlara o kültürü hiç aşılayamadı” diyor ve ekliyor:
“Bir keresinde 80 kişilik tamamen uzaktan çalışan bir firmanın etkinliğine gitmiştim; insanlar birbirini ilk kez orada fiziksel olarak görüp şaşırıyorlardı. 'Aa senin boyun ne kadar uzunmuş' falan diye... Tabii IT sektörü gibi kaynağa ulaşmanın zor olduğu alanlarda farklı şehirlerde yaşayan yeteneklerden faydalanmanın özellikle küçük şirketler için bir fırsat olduğu da aşikar. Örneğin şimdi ismini paylaşamayacağım bir banka 6 ay önce IT çalışanlarını ofise çağırdı. Şehir dışında yaşayan ve 3 kat maaş teklif edilmesine rağmen 'İstanbul’da kira ödeyeceğime burada kalırım' diyen çalışanlar oldu.”
Aslında Güler burada hibrit modelin adeta yan hak olarak görüldüğü bir dönemde olduğumuzun altını çiziyor. “Tabii. Gençler bunu talep ediyor. Her gün o yolu trafiği çekmek istemiyorlar. Hibrit model sunabilmek şirketlerin işveren markaları için artık pozitif bir unsur” diyen Güler, kimi şirketlerin karşılaştıkları suistimaller nedeniyle de ofis fikrine sarıldığını “Örneğin, bazı IT çalışanları aynı anda freelance işler de yapıp üç farklı yerden maaş alıyordu, Türkiye’deki işlerinin içinde arada örneğin Avrupa’daki bir projeye de destek verdikler durumlar yaşandı” şeklinde konuşuyor.
'MAAŞTAN SONRA İKİNCİ SORU OLDU'
Ener Öztürk ise “öğrenme kültürü” kavramının tablodaki etkisine dair, “Dünya genelinde adayların neredeyse üçte biri, esneklik sağlanmazsa işi bırakabileceğini söylüyor; bu ihtiyaç yeni nesillerde daha da kuvvetli. Şirketler ise dağınık yapıda takım ortamı oluşturamama ve bilgi aktarımının güçleşmesi konusunda haklı” diyor ve “Lakin bu zorlama ile yapıldığında kişiler imkan bulduğu anda başka yere kaçıyor. Tabii elbette yeni başlayanlar için oryantasyon, takım kültürü ve o havanın solunması gerekiyor. Bütünlüğü sağlamak ve sinerji oluşturmak için fiziksel yakınlık şart ancak '5 gün ofis' dediğinizde işiniz zorlaşıyor. Benzer koşullarda adayların yüzde 99'u hibrit modeli seçecektir” şeklinde devam ediyor.
“Büyükşehirlerde trafik malum, bir yerden bir yere gitmek çok zor. Bu durumda çalışan, iş-yaşam dengesini korumak için esneklik sağlayan alternatifi tercih ediyor; bu özgürlük maaş ve yan haklardan sonra ikinci sıraya yerleşmiş durumda.”
Yaprak Demirel de bu noktada benzer görüşte. Ancak öğrenme kültürü ve kurumsal aidiyet noktasında altını çizmek istediği noktalar da mevcut. “Genç çalışanlar ve yeni mezunlar için yetişme, öğrenme ihtiyacı çok kritik. Aynı zamanda yeni ve orta kademe yöneticiler remote modellerde zorlanabiliyor” diyen Demirel, “Diğer taraftan bence en önemlisi kurumsal aidiyet. Zira tamamen remote çalışıldığında bağlılık süresi düşüyor, iş değiştirme eğilimi artıyor. Çalışan şirkete ve işine daha çok bir proje gibi bakıyor” yorumunu yapıyor.
Adayların özellikle de genç adayların mümkünse biraz olsun ofis talep etmelerinin avantaj sağlayabileceğini dile getiren Demirel, “Zira öğrenme yolculuğu ofisten de geçmekte” şeklinde konuşurken “Kesinlikle esneklik firmaların tercih edilebilirliğini arttırıyor. Yani birçok aday 'pozisyon hibrit mi, tam zamanlı mı, ofis yoğunluklu mu' diye soruyor” vurgusunu da yapıyor. Yeni kuşağın beklentilerinin de değiştiğini vurgulayan Demirel, başarılı şirketlerin artık ofis ortamlarını ve ofisteki çalışma düzenlerini öğrenme, mentörlük ve kültür transferi kavramlarını önceleyerek tasarladığının altını çiziyor.