Geri Dön
UzmanparaKüresel ekonomide düşük büyüme uyarısı

Küresel ekonomide düşük büyüme uyarısı

Ekonomik ve Sosyal İşlerden Sorumlu Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Yardımcısı Li Junhua, bu yıl için küresel ekonomik büyüme beklentisinin pandemi öncesindeki ortalamanın altında kaldığını belirterek, kararlı politika adımları atılmaması halinde küresel ekonominin kalıcı olarak "düşük büyüme" tuzağına düşebileceği uyarısında bulundu.

Küresel ekonomide düşük büyüme uyarısı

Li, AA muhabirine, küresel ekonominin mevcut durumu ve beklentilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Haberin Devamı

BM'nin bu ay yayımladığı Dünya Ekonomik Durumu ve Beklentiler raporunda, küresel ekonomik büyümenin bu yıl yüzde 2,7, 2027'de ise sınırlı bir artışla yüzde 2,9 olacağının öngörüldüğüne işaret eden Li, "Bu oranlar, 2010-2019 dönemindeki pandemi öncesi ortalama yüzde 3,2'lik büyümenin belirgin biçimde altında kalıyor. Bu zayıf görünüm, döngüsel zayıflıktan ziyade derin yapısal kısıtları yansıtıyor." ifadelerini kullandı.

Li, küresel ekonomi üzerindeki temel baskı unsurlarından birinin zayıf yatırım performansı olduğunu belirtti.

Özellikle gelişmekte olan ülkelere yönelik doğrudan yabancı yatırımların, yüksek jeopolitik risklerin etkisiyle durgun seyrettiğine değinen Li, yapay zeka alanındaki hızlı ilerlemelerin verimlilik açısından önemli bir potansiyel sunsa da bu teknolojilerin faydalarının birkaç büyük ekonomide yoğunlaştığına dikkati çekti.

Haberin Devamı

Li, yüksek kamu borçlarının da önemli faiz yükleri yarattığını belirterek, bu yüklerin bütçelerde giderek daha fazla pay aldığını, altyapı, beşeri sermaye ve iklim dayanıklılığına yönelik harcamaları baskıladığını söyledi.

Zayıf yatırım, sınırlı politika alanı, teknolojik yayılımın dengesizliği ve artan iklim riskleri gibi yapısal sorunların 2026 sonrasındaki küresel büyüme patikasını şekillendirmeye aday olduğunu dile getiren Li, "Yatırımı artırmaya, dayanıklılığı güçlendirmeye ve teknolojik kazanımlara daha geniş katılım sağlamaya yönelik kararlı politika adımları atılmadığı takdirde, küresel ekonominin pandemi öncesi döneme kıyasla kalıcı olarak daha düşük bir büyüme patikasına yerleşme riski bulunuyor." değerlendirmesini yaptı.

"YENİDEN TIRMANABİLECEK TİCARİ GERİLİM BAŞLICA ENDİŞE KAYNAKLARINDAN"

Li, küresel görünüm üzerindeki aşağı yönlü risklerin devam ettiğini belirterek, yeniden tırmanabilecek ticaret gerilimlerinin başlıca endişe kaynaklarından biri olduğunu kaydetti.

ABD ile ana ticaret ortakları arasında ikili anlaşmalarla son bir yılda bazı ihtilafların azaldığına işaret eden Li, buna rağmen değişen ticaret ve sanayi politikası öncelikleri nedeniyle belirsizliğin sürdüğünü anlattı.

Haberin Devamı

Li, mali ve finansal kırılganlıkların da önemli bir risk unsuru olduğunu vurgulayarak, gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkenin yüksek kamu borcu ve artan borçlanma maliyetleriyle karşı karşıya olduğunu ifade etti.

Sıkı küresel finansal koşulların borç çevirme risklerini ve dış finansman baskılarını artırdığına değinen Li, "Yatırımcı güveninde ani bir değişim, kırılgan ekonomilerden sermaye çıkışlarını tetikleyebilir, döviz kuru baskılarını artırabilir ve ödemeler dengesi açıklarını görünür hale getirebilir." diye konuştu.

Li, küresel hisse senedi piyasalarında olası aşırı değerlenmelere ilişkin endişelerin de arttığını anımsattı.

Büyük borsa endekslerinin, yapay zeka kaynaklı verimlilik kazanımlarına dair iyimserlik ve güçlü kar beklentileriyle 2025'te rekor seviyelere ulaştığına işaret eden Li, ancak bu beklentilerin gerçekleşmemesi halinde küresel yansımaları olan bir düzeltme yaşanabileceğini söyledi.

Li, bir diğer riskin de kalıcı ve dengesiz enflasyon dinamikleri olduğunu belirterek, bazı kalemlerde altta yatan fiyat baskılarının, jeopolitik parçalanma, ticaret aksamaları veya iklim kaynaklı yeni arz şokları durumunda güçlenebileceğini dile getirdi.

Haberin Devamı

"ÇOK TARAFLI İŞBİRLİĞİ ÖNEMLİ"

Risklerin yanı sıra önemli politika fırsatlarının da bulunduğunu ifade eden Li, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Ulusal düzeyde, para, maliye ve sanayi politikaları arasındaki eşgüdümün güçlendirilmesi, fiyat istikrarı ile büyüme ve istihdam hedefleri arasında daha sağlıklı bir denge kurulmasına yardımcı olabilir. Bu tür bir politika uyumu, enflasyon beklentilerini çıpalayabilir, üretken kapasite ve yeniliğe yönelik yatırımları teşvik edebilir ve tedarik zinciri ile iş gücü piyasası dayanıklılığını artırabilir."

Li, uluslararası düzeyde ise ekonomik istikrarı desteklemek, sürdürülebilir ve kapsayıcı küresel büyümeyi güçlendirmek için çok taraflı işbirliğinin yeniden canlandırılmasının kritik önem taşıdığını vurguladı.

Ticaret, kalkınma finansmanı, teknoloji yönetişimi ve iklim eylemi alanlarında ortak çabaların ilerletilmesinin, borç kırılganlıklarının giderilmesine, uzun vadeli yatırımların harekete geçirilmesine ve ülkeler arasında ve ülkeler içindeki yapısal bölünmelerin kapatılmasına yardımcı olabileceğini kaydeden Li, işbirliğine dayalı çerçevelere yönelik yenilenmiş bir bağlılığın dayanıklı bir küresel ekonomi için zemin oluşturacağını ifade etti.

Haberin Devamı

"BÜYÜMENİN BÖLGELER ARASINDA DENGESİZ SEYRETMESİ BEKLENİYOR"

Li, 2026'da küresel büyümenin bölgeler arasında dengesiz seyretmesinin beklendiğini belirterek, bunun ekonomik yapıların farklılığı, dış şoklara maruziyet ve mevcut politika alanlarındaki ayrışmaları yansıttığını söyledi.

Gelişmekte olan ekonomiler arasında Doğu Asya ve Güney Asya'nın en dayanıklı bölgeler olarak öne çıktığına işaret eden Li, Batı Asya'da da büyüme görünümünün OPEC+ üretim kesintilerinin gevşetilmesi ve bazı ülkelerde petrol dışı sektörlerin genişlemesiyle iyileştiğini kaydetti.

Li, buna karşın bölgenin yatırımcı güvenini zedeleyen ve ticaret ile finansal akışları aksatan jeopolitik gerilimlere karşı yüksek derecede hassas olduğunu vurguladı.

Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde büyümenin ılımlı ve istikrarlı seyretmesinin beklendiğini ifade eden Li, Afrika'da da büyüme koşulları kademeli olarak iyileşse de birçok ülkenin yüksek enflasyon, ağır borç yükleri, azalan kalkınma yardımları ve çatışma kaynaklı aksamalar gibi yapısal kırılganlıklarla karşı karşıya olduğunu anlattı.

"BÜYÜME BEKLENTİSİ TÜRKİYE'DE DİRENÇLİ BİR İÇ EKONOMİK YAPIYA İŞARET EDİYOR"

Li, Türkiye'nin reel gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesinin 2026'da yüzde 3,9 ve 2027'de yüzde 4,1 olmasının beklendiğini, bunun da daha dirençli bir iç ekonomik yapıya işaret ettiğini kaydetti.

Türkiye'nin büyüme görünümündeki yukarı yönlü revizyona değinen Li, "Bu durum, iç talebin beklenenden daha güçlü seyretmesi ve finansal koşullardaki iyileşmenin daha hızlı gerçekleşmesinden kaynaklanıyor." dedi.

Li, söz konusu iyileşmenin temelinde enflasyonun gerilemesi ve faiz oranlarında kademeli düşüşün yer aldığını, bu gelişmelerin kredi genişlemesini ve özel tüketimi desteklediğini dile getirdi.

Hanehalkı harcamalarının güçlü seyrini koruduğunu belirten Li, inşaat ve yatırım faaliyetlerinin de iyileşen kredi koşulları ve süregelen politika desteğiyle güçlendiğini ifade etti.

Li, imalat sanayisinde de ivmenin arttığına dikkati çekerek, olumlu iç dinamiklerin Avrupa Birliği'ndeki zayıf büyüme ve süregelen küresel ticaret gerilimlerinden kaynaklanan dış talep zayıflığını fazlasıyla telafi ettiğini vurguladı.

"VENEZUELA VE İRAN'DAKİ BELİRSİZLİK BÜYÜMEYİ ZORLAŞTIRABİLİR"

Son dönemde Venezuela ve İran gibi ülkelerde yaşanan jeopolitik gerilimlerin, halihazırda yüksek olan küresel belirsizlik düzeyini artırdığını söyleyen Li, bunun ekonomik faaliyet üzerinde baskı yarattığını kaydetti.

Li, "Büyük ölçekli arz kesintileri olmasa dahi, artan belirsizlik piyasa oynaklığını yükseltebilir ve politika yapıcıların enflasyonu kontrol altına alırken büyümeyi desteklemesini zorlaştırabilir." ifadesini kullandı.

Her iki ülkenin de büyük petrol rezervlerine sahip olduğuna dikkati çeken Li, fiili üretimlerinin küresel ölçekte sınırlı kaldığını, 2025 sonunda İran'ın küresel petrol üretiminin yaklaşık yüzde 4'ünü, Venezuela'nın ise yaklaşık yüzde 1'ini gerçekleştirdiğini belirtti.

Li, son dönemde küresel petrol fiyatlarının artan arz, üretim kesintilerinin gevşetilmesi ve özellikle Çin gibi büyük pazarlarda beklenenden zayıf seyreden talep nedeniyle gerilediğini anımsatarak, her iki ülkeden gelebilecek üretim değişikliklerinin küresel fiyatlar üzerinde ancak sınırlı bir etkisi olmasının beklendiğini dile getirdi.