12.04.2026 - 14:25 | Son Güncellenme:
milliyet.com.tr
Bakan Kacır, Sakarya’nın Sapanca ilçesinde düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026) kapsamında yaptığı konuşmada, küresel ekonomideki dönüşümlere dikkat çekti. Yeni yatırım modelleri, değişen ekonomik dengeler, yapay zekâ, dönüşen tüketici alışkanlıkları, yeni dünya düzeni ve risklerin ele alındığı zirvede Bakan Kacır, Türkiye’nin üretim ve ihracat gücüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Sektörlerin ihracat kabiliyetine işaret eden Kacır, askerî insansız hava aracı pazarında küresel ölçekte 3’te 2 payın Türk firmalarına ait olduğunu vurguladı. Türkiye’nin birçok alanda Avrupa’da ilk 5 üretici ülke arasında yer aldığını belirten Kacır, önümüzdeki dönemde atılacak adımlarla üretim kabiliyetlerinin daha ileri seviyelere taşınacağını ifade etti.

Kacır, konuşmasında şunları kaydetti:
KÜRESEL TİCARETİN MERKEZİ ‘TÜRKİYE’: Bölgesel olarak baktığımızda Asya'nın küresel ticaretteki payının artmakta olduğunu, Avrupa'nın ve Kuzey Amerika'nın küresel ticaretteki payının da ciddi şekilde azalmakta olduğunu da hatırlayabiliriz. Bütün bu hikâyenin nihai özeti aslında küresel ekonominin ağırlık merkezinin bir miktar kuzeyden güneye ama çok daha fazla batıdan doğuya kaymakta olduğunu gösteriyor. Türkiye’yi bulunduğumuz konumunda getirdiği avantajları dikkate alarak küresel ticaretin merkez ülkelerinden biri olarak görüyoruz. Bütün bu coğrafyada da Türkiye başka hiçbir ülkenin yakınsamayı dahi başaramadığı bir ihracat kabiliyeti seviyesine erişti. 2002 ile kıyasladığımızda ana sanayimizin bütün sektörlerinde üretimi birkaç misli büyüttüğümüzü ifade edebiliriz.
YENİ FIRSAT PENCERELERİ: Önümüzdeki dönemde gelecek 25 yılda dünya ekonomisinde hangi bölgelerin daha fazla pay sahibi olacağına baktığımızda Türkiye'mizin önünde gerek ticaret bağlantıları gerek enerji bağlantıları gerek sahip olduğumuz üretim ve teknoloji kabiliyetleri ile yeni fırsat pencerelerinin açılmakta olduğunu değerlendiriyoruz. Bu fırsatları değerlendirmenin de en önemli koşulunun Türkiye'nin kritik teknolojileri kendi imkânlarıyla geliştirebilen, üretebilen, rekabetçi şekilde dünyaya ihraç edebilen, sunabilen bir ülke olma yolculuğu yani Millî Teknoloji Hamlesi olduğunu değerlendiriyoruz.
AVRUPA’DA İLK BEŞ ÜRETİCİ ARASINDAYIZ: Askerî insansız hava aracı pazarının küresel düzeyde 3’te 2’si Türk firmaların elinde. Güneş paneli üretiminde, beyaz eşya üretiminde, ticari araç üretiminde Avrupa'nın en büyük üretim ülkesi Türkiye. Türkiye, beyaz eşya üretiminde Avrupa'da bir numaralı, dünyada ikinci sıradaki üretici ülke. Türkiye 2002'de ancak 350 bin otomobil üretmişken geçtiğimiz yıl 1,5 milyon araç ürettik. Türkiye Avrupa'nın ve dünyanın en önemli otomotiv üretim merkezlerinden biri haline geldi. Pek çok başlıkta Avrupa'da ilk beş üretici ülke arasındayız. Rüzgâr türbini ve bileşenlerinde Avrupa'da beşinci büyük üreticiyiz.

MOBİLİTEDE DÖNÜŞÜM VE ELEKTRİKLİ ARAÇLAR: Türkiye 2000’li yılların başında insansız havacılıkla ile ilgili yol haritalarını hazırladı, yol haritalarını oluşturdu. Özel sektörü harekete geçirdi ve nihayetinde 10-15 yıl gibi kısa bir zaman içerisinde dünya çapında ürünler sistemler gerçekleştirmeyi ve dünyada bir numara olmayı başardı. Pek çok sektörde benzer fırsatlar var. Mobiliteyi de böyle bir başlık olarak görüyoruz. Mobilite de büyük bir dönüşüm yaşanıyor, yaşanacak. Elektrikli araçlar hayatımıza girdi. Birkaç yıl önce herkesin şüpheyle yaklaştığı elektrikli araçlar şimdi dünyanın her yerinde hızla yükseliyor. Bizde de çok daha yaygın kullanılıyor. Yarıya yakınını Türk markası Togg sundu piyasaya. Bu bir başarı hikâyesi. Ama çok uzun bir hikâyenin ilk adımları. Daha yapacak çok işimiz var. 2030 için daha büyük hedeflerimiz var. Türkiye’nin teknoloji üretimi ve ihracat kapasitesini çok daha ileri bir seviyeye getireceğiz.
EN HIZLI YÜKSELEN İHRACATÇI ÜLKE: Sahip olduğumuz coğrafi konumu doğru lojistik yatırımları, bağlantısallık adımları sayesinde etkin şekilde değerlendirmeyi başardık ve rekabetçi olarak ihracat yaptığımız ülke sayısını otuz yıl öncesinin iki mislinden daha ileri bir seviyeye taşıdık. Yani tablonun sağ üst bölgesinden itibaren değerlendirecek olursanız Türkiye Çin'den sonra Avrupa ortasına kadar uzanan geniş coğrafi kuşağın rekabet gücü en hızlı yükselen ülkesi oldu. Bir yandan da elbette ihracatımızın hacmini çok daha ileri bir seviyeye çıkarmayı başardık.
SAVUNMA SANAYİ: Bugün savunma sanayiinde, savunma teknolojilerinde önde olan pek çok ülkenin bugüne kadar ki çalışmalarında çok sayıda ülkeyle bir arada projeler, sistemler geliştirdiğini biliyoruz. Pek çok sisteme daha yakından baktığınızda o sistemin arkasında beş ülkenin, yedi ülkenin, dokuz-on ülkenin iş birliği yaptığını her bir kritik bileşenin bir başka ülkeden temin edildiğini ve nihayetinde o sistemin birkaç ülkenin ortak kazanımı olarak doğduğunu, geliştiğini ifade edebiliriz. Bizim hikâyemiz böyle olmadı. Biz çoğu zaman savunma sanayinde dostlarımızdan beklediğimiz desteği görmedik. Bırakınız destek görmeyi, parasını ödediğimiz alt sistemleri, teknolojileri çoğu zaman yine dostlarımız bizden esirgedi.
YENİ NESİL SAVUNMA: Biz sadece sistem geliştirmedik, sadece platform entegrasyonu yapmadık. Biz bütün alt sistemleri, çekirdek teknolojilerine kadar çoğu zaman kendi imkânlarımızla geliştirmek zorunda kaldık. Bu elbette projelerimizin süresini belki uzattı. Belki maliyetlerimizi arttırdı ama nihayetinde bize öyle bir kabiliyet kazandırdı ki şimdi Türk savunma sanayii harp paradigmasını değiştiren pek çok unsurda dünyada ilk 5 ülke arasına girmiş oldu. Bütün bu zorluklar aslında yeni nesil savunma sanayi teknolojilerinde Türkiye'nin pek çok emsal ülkenin tek başına sahip olmadığı bir kabiliyet seviyesine erişmesini beraberinde getirdi. Hedefimiz; bir yandan savunma sanayiinde bu yolculuğu güçlü şekilde sürdürürken o 1.400'den fazla projeyi başarılı şekilde nihayete erdirme gayretine devam ederken bir yandan da bütün bu imkân ve kabiliyetleri sanayinin diğer sektörleriyle daha etkileşimli hale getirebilmek. İşte yüksek teknoloji yatırımlarını bu anlayışla özellikle son dönemde çok daha güçlü şekilde teşvik ediyoruz.
NÜKLEER ENERJİ: Yerli nükleer reaktör geliştirme projesi sivil alanda attığımız en stratejik adımlardan biri. Türkiye'nin nükleer enerji hikâyesi çok geçmişe dayanıyor. Aslında 1950'lerden itibaren Türkiye nükleer enerjiye ilgi göstermiş bu ülke. Bundan yararlanmayı arzu etmiş bu ülke. Fakat maalesef uzunca bir dönem bu alanda atılan adımlar da akamete uğramış. Bugün dünyaya baktığımızda hatırladığım kadarıyla 438 aktif nükleer reaktör olduğunu biliyoruz. 70’ten fazla nükleer reaktör de şu anda eş zamanlı olarak inşa ediliyor. Türkiye, bu alanda önemli bir adımı “Akkuyu Projesi”yle atmış oldu. 2026 yılı Türkiye'nin nükleer enerjiden faydalanmaya başladığı bir yıl olacak. Peşinden de Akkuyu’nun ikinci, üçüncü, dördüncü fazları inşallah inşa edilecek ve yine ikinci, üçüncü büyük nükleer enerji santral projelerinde Türkiye hayata geçirecek. Türk sanayinin farklı alanlarda biriktirdiği ve yine “Akkuyu Projesi”nde elde ettiği tecrübenin ve kazanımın bir fırsat doğurduğunu değerlendiriyor ve Türkiye'nin 2030 yılına dek önümüzdeki 4,5 sene içerisinde kendi nükleer modüler reaktörünü geliştirmesi için bir program yürütüyoruz. Burada farklı sektörlerde tecrübe kazanmış firmalarımız bir araya gelecekler. Türkiye kendi nükleer enerjisi üretebilen bir ülke olma yolunda çok kritik bir adım atmış olacak.
ENERJİ TALEBİ: Nükleer enerjiye olan talep önümüzdeki dönemde bitmeyecek çok çok artacak. Sadece mevcut nükleer santrallerden ömrünü dolduranları ikame edecek yatırımların bir trilyon doların üzerinde olacağı görülüyor. Yine bunun yanında sadece yapay zekâ veri merkezlerinin oluşturacağı nükleer enerji talebini karşılamak üzere yapılacak nükleer yatırımında 500 milyar doları aşacağı tahmin ediliyor. Yani bir buçuk trilyon dolarlık bir ekonomik fırsat penceresinden bahsediyoruz. Türkiye'nin bu alanda da bir üretim gücü haline gelmesi ve rekabet yapabilecek, ihracat yapabilecek hem kendi ihtiyacını yeni nesil nükleer reaktörlerle, modüler reaktörlerle bir ölçüde karşılayabilecek hem de bu teknolojiyi dünyaya ihraç edebilecek ülkelerden biri olabilmek.
TERMİNAL İSTANBUL: Teknoparklarda kuluçka hızlandırma programlarını büyütüyoruz. Dünyanın en büyük teknolojik girişimciliği merkezini Atatürk Havalimanı'nda kuruyoruz. Atatürk Havalimanı terminal binalarını Terminal İstanbul markasıyla dünyanın en büyük teknolojik girişimciliği merkezine dönüştürüyoruz. Küçük bir fazı inşallah mayıs sonunda tamamlayacağız, haziranda açacağız. Bir yıl sonra Terminal İstanbul projesinin yüzde ellisini tamamlamış ve hizmete sunmuş iki yıl içerisinde de tüm Atatürk Havalimanı terminal binalarını kuluçka ve hızlandırma programları ağırlıklı olarak uygulanacak Türkiye'nin en büyük teknoparkı ve aynı zamanda dünyanın en büyük teknolojik girişimciliği merkezine dönüştürmüş olacağız.
UZAY MİSYONU: İlk astronotlarımızı uzaya gönderdik. Uluslararası Uzay İstasyonu'nda bilimsel araştırmalar yaptık. İnsanlı uzay araştırmalarına dahil olduk. Yeni uzay istasyonunun kuruluşuna dahil olmak için çalışıyoruz, görüşüyoruz. Başka ülkelerin insan ve uzay misyonlarına bilimsel araştırmalarımızla dahil olmak üzere akademimizi sanayiyle birlikte çalıştırdığımız programlar icra ediyoruz. Uzaya bağımsız erişimi önemsiyoruz. Kendi uydularımızı yapmak ama onları aynı zamanda kendi roketlerimizle kendi uzay limanımızdan fırlatmak nihai hedefimiz. Bunun için Somali'de bir uzay limanı kuruyoruz. Hem kendi roketlerimizle kendi uydularımızı fırlatacağımız hem de dünyada artan fırlatma talebine yanıt vereceğimiz bir altyapı olacak Somali'de inşa ettiğimiz Türk Uzay Limanı. Bu uzay limanının çalışmaları da başladı. Proje seviyesinde değil, inşaat seviyesinde başladı. Yakında ilk etabı tamamlandığında hizmet sunmaya da başlayacağım. Yine bu alanda ekosistemin gelişmesi için bir uzay teknoparkını Ankara'da kuruyoruz. Ay araştırma programını yürütüyoruz. 2026 yılının ilk aylarında Türkiye kendi geliştirdiği, ürettiği bir uzay aracını Ay'a eriştirecek.
İMALAT SANAYİ: İmalat sanayi ihracatımız 400 milyar dolara erişecek ve bunun toplam 210 milyar doları teknoloji seviyesi orta yüksek ve yüksek düzeyde olan ürünlerden oluşacak. İmalat sanayinde çalışan başına katma değerimizi artırmayı sürdüreceğiz. Ar-Ge insan kaynağımız 311 binden 500 bine çıkaracağız. Organize sanayi bölgelerimizin endüstri bölgelerimizin büyüklüğünü iki mislinden daha ileri bir seviyeye taşıyacak ve bütün bu yolculukta dijitalleşmeyi hızlandıracağız. İmalat sanayinde daha fazla robot kullanacağız. Dijital dönüşümden, yapay zekâdan geçtiğimiz ay hayatımıza artık giren 5G'den imalat sanayinde çok etkin şekilde yararlanacağız ve bütün bunları yaparken de insan kaynağına, insan kıymetine, beşerî sermayeye güçlü şekilde yatırım yapmayı sürdüreceğiz. Ben bütün bu yolculukta en yakın yol arkadaşlarımız olarak gördüğümüz girişimcilerimize, sanayicilerimize, Türkiye’ye inan, Türkiye’ye güvenen herkese ve Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa edeceğimiz Türk gençliğine teşekkür ediyorum.