Türkiye dünyada 2000'den beri en çok altın stoklayan 4'üncü ülke oldu! Peki neden?
Dünya Altın Konseyi'nin verileri, Türkiye'nin 2000-2024 yılları arasında net altın rezervini 501 ton artırdığını gösteriyor. Bu artışla Türkiye; Rusya, Çin ve Hindistan'ın ardından dünyada 4. sırada yer almakta. Peki bu listedeki ilk 10 ülke bize ne anlatıyor? Sarsılan güven, ABD'nin küresel sisteme yönelik baskıları ve dahası... İki uzman isim yorumladı.

Metin Aktaşoğlu / metin.aktasoglu@milliyet.com.tr Özellikle 2025 genelinde ve yeni yılın ilk dönemindeki yükselişiyle yatırımcısını güldüren, ancak geçen hafta başında yaşanan sert düşüşle piyasalarda bir belirsizlik atmosferi de doğuran altın ne olursa olsun uzun vadede hala güvenli bir liman olarak görülüyor. Türkiye'de çok uzun yıllardır vatandaş, biraz da geleneksel olarak imkanı dahilinde yastık altı altın birikimi yapmaya çalışıyor. Bunda faiz hassasiyetinin rolü azımsanamayacak ölçüde ancak jeopolitik gerginlikler ve bu bağlamda eldeki değeri “zor günler için” saklama ihtiyacını da vurgulamak gerek.
Doğada oksitlenmeyen nadir metallerden olan ve asırlar boyu yapısını koruyabilen altın; katı, işlenebilir, zehirli değil, taşınabilir, yeteri kadar nadir ve yeniden işlemeye müsait. Bu özellikleri altını sadece kişiler için değil, sistemler için de çok çok özel kılıyor. Dolayısıyla jeopolitik hassasiyetler bağlamında saklama fikri devletler için de cazip olmalı.
World Gold Council (WGC: Dünya Altın Konseyi) tam da bu argümanla ilişkilendirilebilecek bir veri paylaştı. Ülkelerin merkez bankalarının ve ilgili kurumlarının yayınladığı açık kaynak verilerini derleyen WGC, 2000 ile 2024 yılları arasında ülkelerin rezervlerindeki değişimi inceledi. Net altın rezervi artışı tablosuna göre zirvede uzak ara Rusya (1.948 ton) ve Çin (1.885 ton) yer almakta. İkiliyi dünyanın en kalabalık ülkesi Hindistan takip ederken (518 ton) dördüncü sırada ise Türkiye (501 ton) yer almakta. Sırasıyla Polonya, Kazakistan, Suudi Arabistan, Tayland, Meksika ve Katar şeklinde ilk 10'un tamamlandığı tabloyu değerlendirmek üzere Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk ve Ekonomist Muhammet Bayram ile konuştuk.
'DOLAR PRANGASINDAN KURTULMAK'
İki isim de spot ışıklarını öncelikle ABD'nin politikalarına çeviriyor. Yıldırımtürk, ABD Başkanı Donald Trump'ın ticaret savaşlarına vurgu yaparken, “Başta Çin olmak üzere merkez bankaları ağırlıklarını Amerikan 10 yıllık tahvillerinden altına kaydırıyor. Ayrıca Donald Trump'ın doların değerini düşürmek istediğini dile getirmesi ve bu yöndeki adımlarıyla beraber doların uluslararası para niteliğinin zayıflıyor olması da tahvil satışlarını ve altın alışlarını açıklayan detaylardan” ifadelerini kullanmakta.
Muhammet Bayram ise “Son yıllarda tüm dünya ülkeleri rezerv para birimi olan dolar prangasından kurtulmak istiyor. Aslına bakarsanız ABD, Bretton Woods sistemiyle altına endeksli dolar basabiliyorken, daha fazla borçlanmak ve kendi çıkardığı savaşları finans etmek için sonsuz para basma gücünü kullanıp dolar bastı ve altına endeksli bu sistemden çıktı” şeklinde söze başlıyor. “Böylece FED'in parasal genişlemeye gitmesi ve borçlanabilme yetkisi ABD’de Temsilciler Meclisi ve Senato‘ya bağlandı. Tarihte baktığımızda ABD’nin ilk borçlanması Vietnam Savaşı ile birlikte olmuştur ve her savaşını finans etmek için de dolar basma yoluna gitmiştir” diye söze devam eden Bayram şunları söylüyor:
“Dünyada bu sistemden kurtulmak isteyen ülkeler çeşitli yollar denese de ABD bunu her seferinde bazen fiziksel savaşlarla bazen ekonomik savaşlarla engellemenin bir yolunu maalesef buldu. Devletleri borçlandırdılar, savaşlara sürüklediler... Ancak modernize olan ve iletişim ağının çok güçlü olduğu bu dünyada devletler bu yükten kurtulmak istiyor. Tabii bu yükten kurtulmak için de devletlerin kendi para birimleri ile ticareti ön plana çıkarması gerek. Bununla birlikte örneğin SWIFT sistemi de ABD’nin kontrolünde olduğu için ABD'nin dünya ticaretini istediği anda durdurabileceğini tüm dünya ülkeleri biliyor.”
Kısaca bir Bretton Woods Anlaşmasını ve bahse konu anlaşmanın nasıl bozulduğunu hatırlamakta fayda var. Temmuz 1944'te II. Dünya Savaşı sonrası küresel ekonomik istikrarı sağlamak ve dünya ticaretini geliştirmek amacıyla 44 ülkenin katılımıyla imzalanan anlaşmayla uluslararası para birimleri için sabit kur esası benimsenmiş; tüm paralar ABD dolarına endekslenmiş, dolar ise altın ile dönüştürülebilirliği korunan tek ulusal para birimi (1 ons altın = 35 dolar) olarak kabul edilmişti. Sistemin işleyişini ve kurallarını yönetmek üzere Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kritik kurumlar da bu anlaşmayla hayata geçirilmişti.
Lakin 1971 yılına kadar devam eden bu sistem, ABD'nin artan dış ticaret açıkları, Vietnam Savaşı'nın ABD ekonomisine getirdiği devasa yük ve piyasadaki dolar miktarının aşırı artması sonucu doların değer kaybetmesiyle çöktü. ABD'nin ekonomik güçlükler nedeniyle doların altına dönüştürülebilirliğini kaldırdığını açıklaması, Bretton Woods düzeninin sonunu getirdi. Bu sistemin yerini zamanla dalgalı kur rejimleri ve IMF bünyesindeki rezerv ve kredi mekanizmaları aldı.
Batı dünyası adına sistemin oyun bozanı olarak ABD'yi görmek mümkün ancak yine de bir şekilde işleyen sistemde güvensizlikleri tetikleyen son dönemdeki atmosfer için Rusya'ya bakmak faydalı olabilir.
'ALTIN STOKLAMA EĞİLİMİ DÜNYADAKİ GÜVENSİZLİKTEN DE KAYNAKLANIYOR'
Yıldırımtürk, “Altın stoklama eğilimi dünyadaki ilişkilere güvensizlikten de kaynaklanıyor. Yani mesela bu listede yer alan Polonya'nın zaman zaman 'Rusya'nın sıradaki hedefi' olarak işaret edilmesi de mutlaka bir etken. Fakat bunun yanında Rusya-Ukrayna savaşında Rusya'nın varlıklarına el konulmasından sonra da ülkeler, artık dışarıdaki varlıklarını kendi bünyelerine çekmeye çalışıyor ve bunu altın olarak çekme eğilimindeler” yorumunu yapıyor.
Tam da burada SWIFT hatırlatması yapabiliriz. Zira Rusya, Ukrayna Savaşı başladıktan sonra sistemden çıkarılmıştı. Dünya Bankalararası Finansal Telekomünikasyon Topluluğu anlamına gelen SWIFT, dünya çapındaki bankaları birbirlerine bağlayan 1973'te kurulmuş bir iletişim ağı. Uluslararası finansın omurgası olarak görülen Belçika merkezli konsorsiyum, 200'ün üzerine ülkede faaliyet gösteren 11 bini aşkın finansal kuruluşu buluşturuyor ve uluslararası ödemelerin gerçekleşmesini sağlıyor. Bir ödeme sisteminden daha fazlası olan SWIFT, finansal mesajları da son derece güvenli bir şekilde taşıyor. Dünya çapındaki finans kuruluşlarının finansal işlemlerle ilgili bilgilerini; korunaklı, standartlaştırılmış ve güvenilir bir ortamda gönderip almasını sağlayan bir ağ olan SWIFT, dünya çapındaki yüksek değerli ödemelerin yaklaşık yarısında kullanılıyor.
Sistemden çıkarılan Rusya'nın kendisi için alternatif bir iletişim platformu mevcut. Öte yandan Çin de SWIFT'e alternatif bir sistem kurdu. ABD, AB ve İngiltere başta olmak üzere pek çok ülkenin merkez bankası tarafından denetlenen SWIFT'in bu bağlamda ekstra güvenli olduğu ifade edilirken Rusya'dan önce İran, 2012'de ve 2018'de olmak üzere iki kez sistemden çıkarıldı.
'ALTINI OLAN KURALI KOYAR'
Bayram bu bağlamda “Söz konusu Rusya olunca devletler, Rusya'nın ve tüm oligarklarının parasına el konulabildiğini gördü. Gerekçe ne olursa olsun bu hamle güveni sarsar. Haliyle merkez bankaları rezervlerinden dolar eksiltmeye başladı. Bunun yerine ne koydular? Elbette ilk tercih altın. Zira güvenli liman ve her ne koşulda olursa olsun paraya dönüştürülebilecek bir enstrüman” derken başka bir hatırlatma daha yapıyor ve okları Almanya'ya çeviriyor:
“Net artış tablosu dışında meseleye baktığımızda rakamlara göre en fazla altın rezervi olan ülkenin ABD olduğunu görüyoruz. Daha Trump ilk göreve geldiğinde söyledi, 'Altını olan kuralı koyar' dedi. Listede ikinci sırada ise Almanya geliyor. ABD'nin rezervi kabaca Almanya'nın iki katı ancak Almanya'nın altınları ABD'de. Şu anda Almanya'nın resmi olarak fiziki altınını ABD’den istedi. Önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz, ABD’nin bu altınları Almanya’ya teslim etmeyeceğini düşünüyorum.”
Aynı Almanya vurgusunu Yıldırımtürk de yaparken, “Sadece bahse konu ülkeler değil Batı dünyasında da merkez bankaları hatta Amerikalılar, Avrupalılar, İngilizler altın alıyor” şeklinde konuşuyor.
FİNANSAL ÖZGÜRLÜK İÇİN...
Aslında tüm bu çerçeveler bize Türkiye'nin hamlelerinin de temelinde neler yatıyor olabileceğini gösteriyor. Finansal özgürlüğe giden yollardan biri olan bu adımları değerlendiren Bayram da finansal bağımsızlık vurgusu yapıyor:
“Tüm bunlar bize gelişmekte olan ülkelerin rezervinde altından daha güvenilir bir emtia olmadığını anlatıyor; o yüzden tüm devletler, ve elbette biz de rezervlerimize daha fazla altın ekliyoruz ki biz de zamanında çok inanılmaz bir hamle gerçekleştirdik. Bu hamleyi yapan Eski Maliye Bakanı Sayın Berat Albayrak, ABD’de bulunan 350 ton altınımızı ülkemize getirerek çok öncelerden bugünleri görüp devlet aklıyla bu hamleyi yaptı. Bizi bir anlamda finansal özgürlüğümüze kavuşturdu diyebiliriz.”




