Avrupa`nın ortak parası euro, 20 yaşında

31.12.2018 12:23

Son güncelleme : 01.01.2019 15:07

Avrupa`da 11 ülkeyle başlayıp 19 üyeye ulaşan tek para birimi euroya geçiş kararının 20. yılına sistemin başarılı olup olmadığı tartışmalarıyla giriliyor.



AA

Fransa ve Almanya'nın önderliğinde, 11 Avrupa Birliği (AB) ülkesinin tek bara birimi euroya geçişinin Ocak 1999'da kaydi olarak yürürlüğe girmesine karar verilmiş ve bu tarihten iki yıl sonra bu para birimini kabul eden AB ülkelerinde euro banknot ve bozuk paraları piyasaya sürülmüştü.

Euroyu, 28 AB üyesi arasında Almanya, Avusturya, Belçika, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, İtalya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Malta, Portekiz, Slovakya, Slovenya ve Yunanistan olmak üzere 19'u kullanıyor.

Euro Bölgesi olarak adlandırılan bu 19 ülkenin para politikası, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve üye ülkelerin merkez bankalarından oluşan Euro Sistemi tarafından yürütülüyor.

Kurlardaki dalgalanmaların ülkeler arasındaki ticareti olumsuz etkilemesini önlemek ve tek bir pazarda, tek bir para birimi yoluyla ülkelerin karşılıklı ticaretini artırarak ortak refah getirmek için yola çıkılan euro, ayrıca kıtada birlik ve beraberliği güçlendirerek Avrupa entegrasyonunu hedefliyordu.

Ekonomik ve Parasal Birliğe (EPB) geçiş kararı, Euro Bölgesi'ne dahil olan ülkelerin ticaretini artırarak büyümelerini ve rafahını olumlu yönde etkiledi. AB içi ihracat 1992'de AB'nin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 13'ünü oluştururken, bugün yüzde 20'lere ulaştı.

Buna karşın ortak para birimi kullanımı ile oluşan düşük faiz ortamı, ölçüsüz harcamaya giden bazı ülkelerin kamu borcunda yükselişi beraberinde getirdi, borç krizi sorunlarını doğurdu.

Üretim seviyesi ve verimliliği yüksek ülkeler olan Hollanda, Avusturya ve Almanya karlı çıkarak, pazarlarını büyüttü. Bu ülkelerde işsizlik azalırken Fransa, Portekiz, İspanya, İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerde işsizlik arttı. Bütün bunlardan dolayı Avrupa'da bazı ülkelerde büyüme yavaşladı ve fikir ayrılıkları oluştu. İspanya, İtalya ve Yunanistan'da euroya itirazı olan siyasi partiler ciddi şekilde güçlendi.

ALMANYA GÜÇLENDİ

Avrupa ekonomisinin lokomotif ülkesi Almanya'nın bankaları çok düşük faizlerle yüksek miktarda para temin edebilirken ve BMW, Daimler ve Siemens gibi büyük şirketleri de düşük euro/dolar paritesi sayesinde ihracatlarını artırdı. Ülke üst üste dış ticarette fazla vermeye başladı.

Almanya'nın sanayideki üretim seviyesi ve verimliliği euronun değerinin düşük tutulması ülke ihracatını artırarak ekonomiye büyük katkı sağladı. Uzmanlar, Almanya'nın giderek zenginleşirken, Avrupa'nın güneyinde ve doğusunda kalan ülkelerin fakirleşmesinin altında yatan sebebin bu olduğuna işaret ediyor.

Hatta, İkinci Dünya Savaşı sonrası gücünü kaybeden Almanya'nın euro sistemi ile tekrar güce kavuştuğunu ileri süren ekonomistlerde mevcut... Kısaca, euronun istikrarı Avrupa devletlerinin beklediği gibi ilerleyemedi, Euro bölgesine üye ülkelerin kamu borcu euronun işleyişini sekteye uğratan temel faktör oldu.

EURO FAİZDEN TASARRUF SAĞLADI

Alman Merkez Bankası (Bundesbank) geçen yıl yaptığı bir araştırmada, Almanya başta olmak üzere Euro Bölgesi'ndeki ülkelerin borçlanma maliyetlerinin finansal kriz öncesi daha düşük olmasından dolayı, 2008-2016 döneminde faizden yaklaşık 1 trilyon euro tasarruf sağladığını ortaya koydu.

Faizden tasarruf sağlanırken, düşük faiz ortamının yarattığı gevşeklik ve 2008'den sonra yaşanan kriz Euro Bölgesi'nde birçok ülkede kamu maliyesinin sürdürülebilirliğini tehlikeye soktu, kamu açıkları ve borç stokları ciddi ölçüde arttı.

2008'den itibaren borç krizine dönüşen küresel finansal kriz, AB'de euro krizi olarak anıldı. Birlik ekonomi politikalarının üye devletlerden alınıp, Brüksel ve ECB tarafından yönetilmesi, Euro Bölgesi'ndeki ülkelerin ekonomi yönetimlerini güçleştirdi.

Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İtalya gibi ülkelerin aşırı borç krizi, bütçe açığı gibi makroekonomik sorunları da yanında getirdi.

KAMU BORÇLARI GSYH'NİN YÜZDE 60'INI GEÇİYOR

Yunanistan, Portekiz, Güney Kıbrıs ve İrlanda, borçlarını  çevirememeleri nedeniyle Uluslararası Para Fonu (IMF) ile masaya oturmak zorunda  kaldı.

AB üyesi ülkelerin ekonomik ve parasal birliğe katılımı için  öngörülmüş zorunlu koşulların belirlendiği Maastricht kriterlerine göre,  ülkelerin kamu borcunun GSYH'sinin yüzde 60'ını geçmemesi gerekiyor. Bu oranın  aşılması durumunda ilgili ülkenin düzeltici önlemler alması ve kamu harcamalarını  azaltması gerekiyor. Yunanistan'ın kamu borcu, GSYH'sinin yüzde 180'ine denk  geliyor. Bu oran, İtalya'da yüzde 130 seviyelerinde bulunuyor.

AB, Euro Bölgesi'nin geleceğine ilişkin krizdeki ülkelere yardım  sağlayarak bölgede bütüncül bir istikrar için çeşitli önlemler almasına rağmen  İtalya örneğine bakıldığında bölgenin tam olarak toparlanamadığı dikkati çekiyor.

KÜRESEL KRİZ SONRASI EURO TOPARLANAMADI

Euronun uluslararası rolü 2008 küresel finansal kriz öncesi zirveye  ulaşırken, bu kriz euronun uluslararası çapta daha önemli bir rol üstlenmesine  yönelik çabaları baltaladı. O zamandan beri euro toparlanamazken, dolar dünyada  en çok kullanılan para birimi olarak konumunu korudu.

Finansal piyasalara 20 yıl önce giren ve 340 milyon Avrupalının ortak  para birimi olan euro,  dünyanın en fazla kullanılan ikinci rezerv para birimi  haline gelirken, geçen yıl uluslararası işlemlerin yüzde 36'sı euro cinsinden  faturalandı veya ödendi.

Dolar, yüzde 60 payla dünyanın ilk sırada tercih edilen rezerv para  birimi olurken, euro yüzde 20'lik payla ikinci sırada bulunuyor.

EURO, DOLAR KARŞISINDAKİ DEĞERİ

Euro, Ocak 1999'da kaydi olarak yürürlüğe girdiğinde euro/dolar  paritesi 1,1747 seviyesinde bulunuyordu. Euro, dolara karşı ilk gün 1,1906  seviyesine çıkmasına rağmen, Ekim 2000'de 0,82'ye kadar geriledi. 1 Ocak 2002'de  tedavüle çıktığında ise 0,9036 seviyesinde bulunuyordu.

Daha fazla kullanılmasıyla dolara karşı değeri artmaya başlayan euro,  3 Temmuz 2008'de 1,60 değerini gördü. 2008 finansal krizin Euro Bölgesi'ni  etkilemesiyle euro/dolar paritesi gerilemeye başlarken, 17 Kasım 2008'de parite  1,26'ya kadar düştü.

Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya'da baş gösteren  ekonomik kriz, yatırımcıların Avrupa'ya olan güvenlerini sarstı ve Avrupa  tahvillerini başka bir yerde yatırım yapmak için satmaya başladı. Bu da 5 Temmuz  2010'da paritenin 1,20 seviyelerine gerilemesine sebep oldu.

2009'dan beri Euro Bölgesi'nde baş gösteren borç kriziyle başa çıkmak  için Dünya Bankası, IMF ve ECB yaklaşık 600 milyar euro para harcamak zorunda  kalırken, euro dolar karşısında kendini savunmaya devam etti.

Euro/dolar paritesi 2017'de ortalama olarak 1,13 değerini alırken, 31  Aralık itibarıyla 1,14 seviyelerinde dengelendiği görüldü.

SİYASİ VE EKONOMİK BELİRSİZLİKLER EUROYU SARSTI

ABD ekonomisinin, 2015'ten bu yana iyi bir performans ortaya koyması  para politikalarında farklılaşmalara yol açtı. Fed, güçlenen bir ekonomiye cevap  olarak faiz oranlarını artırmaya çalışırken, ECB faiz oranlarını düşük tutmak ve  Avrupa'da harcamaları artırmak için parasal genişleme politikası uygulamak  zorunda kaldı. Bu da euro/dolar paritesinin düşük kalmasına sebep oldu.

Euro, son yıllarda siyasi ve ekonomik belirsizlik yüzünden de  sarsıldı. İngiltere, AB'den çıkış (Brexit) için 23 Haziran 2016'da yapılan  referandumda 1,14 olan parite sonraki gün 1,11'e geriledi.

Bugün, Brexit anlaşmasını çevreleyen belirsizlik euronun  fiyatlandırmasını etkilemeye devam ederken, uzmanlar sert bir (anlaşmasız)  Brexit'in euroyu olumsuz yönde etkileyeceği ve yumuşak bir (anlaşmalı-İngiltere  ve AB'nin sıkı bağlar içinde olduğu) Brexit'in de euroyu güçlendireceğini ifade  ediyor.

AB'de ekonomik kriz, yolsuzluklar, sığınmacı akını siyasi hayatta  değişime yol açarken, İtalya, İspanya, Almanya, Hollanda ve Yunanistan'a  çoğunlukla gençlerin liderliğini yaptığı AB karşıtı yeni partiler ve tepki  hareketlerinin doğmasını da beraberinde getirdi. Bu parti ve hareketler kısa  sürede aldıkları destekle geleneksel partileri zorlarken sistemi de sarsmaya  devam ediyor. Bütün bunlar AB ve euronun geleceği üzerinde belirsizliklerin  artmasına sebep oluyor.

AB KOMİSYONU EUROYU GÜÇLENDİRMEYE ÇALIŞIYOR

Küresel ticarete doların tahakküm etmesinden rahatsızlık duyan AB  Komisyonu, euronun uluslararası rolünü güçlendirmek için çalışmalar yapıyor.

AB Komisyonu, doların küresel çapta daha baskın olmasında, yüksek  likidite, düşük işlem maliyetleri, emtia fiyatlarının dolar cinsinden  belirlenmesi ve türev piyasalarında bir kriter olarak kullanılması gibi  faktörlerin etkisinin bulunduğunu belirtiyor.

Komisyon, düzgün işleyen ekonomik ve parasal bir birlikle güçlü ve  istikrarlı para birimi euroyu, bölgenin büyüme odaklı bir ekonomi yaratması için  temel kabul ediyor. Ayrıca Komisyon, ekonomik büyüme, yatırım, sürdürülebilirlik  ve işletmeler üstündeki doğrudan etkisinin bulunması nedeniyle euronun güçlü ve  istikrarlı bir para birimi olmasına büyük önem gösteriyor.

Avrupa'nın enerji ithalatından (yıllık 340 milyar dolar) kendi  ürettiği uçakların alımlarına kadar çeşitli ticari işlemlerin dolar olarak değil,  euro bazında gerçekleşmesi için çalışmalar yapılıyor.

Uzmanlar ise euro para biriminin daha yaygın hale gelmesi için birlik  ülkelerinin, öncelikle ekonomi ve para politikalarını daha uyumlu hale  getirmeleri gerektiğini savunuyor.

AVRUPA'DA HİÇBİR ÜLKE, BİR BAŞKA ÜLKENİN YÜKÜNÜ ÇEKMEK İSTEMİYOR

Princeton Üniversitesi öğretim üyesi Ashoka Mody, Euro Trajedisi (Euro  Tragedy: A Drama in Nine Acts) adlı kitabında, euro parasal sisteminine geçen  Avrupa ülkelerinin, ulusal para birimlerinden vazgeçerek, ihracatı ve istihdamı  artırmak için para birimini düşük tutma, iç harcamaları ve büyümeyi teşvik etmek  için faiz oranlarını düşürebilecek bir merkez bankası gibi önemli politika  kaldıraçlarını kaybettiğini savunuyor.

İlk günden itibaren, Avrupalıların hiçbir zaman ortak bir bütçe  üzerinde anlaşmaya istekli olmadıklarını anlatan Mody, tek bir para politikasının  farklı ulusal ekonomilere uymadığını dile getiriyor.

Mody, Avrupa'daki ekonomilerin veya bankaların zor zamanlarını  atlatmak için vergi mükelleflerinin paralarını bir araya getirme konusunda  liderler arasında konuşmaların olduğunu, fakat bu konuda çok da beraber hareket  edilmediğini vurguluyor.

Avrupa'da ekonomik olarak bazı yetersizliklerin ve siyasi  rahatsızlıkların kökünün, euro parasal birliğinin kendisiyle ilgisi olmadığına  işaret eden Mody, bazı ülkelerde eğitim ve öğretimin ihmal edilmesinin, gençler  arasında uzun vadeli verimlilik artışına ve politik hayal kırıklığına neden  olduğunu öne sürüyor.

Mody, Avrupa'nın bankacılık sistemlerini temizlemek ve yeniden  yapılandırmak için yolsuzluk ve Avrupa hükümetlerinin aşırı isteksizliği gibi  yönetişim başarısızlıklarını vurgularken, Avrupa'da hiçbir devletin, bir başka  devletin yükünü çekmek istediğini, bu nedenle gerekli adımların atılmadığını  belirtiyor.

"EURO BAŞARISIZ OLMAYA MAHKUM BİR SİSTEMDİ"

Eski Dünya Bankası Baş Ekonomisti Joseph Stiglitz euronun ortak refah  getirmesi için yola çıkıldığını belirterek, "Bu da birlik ve beraberliği  güçlendirecek ve Avrupa entegrasyonu hedefine yaklaştıracaktı ama gerçekte tam  tersini yaptı, yavaşlayan büyüme ve gittikçe büyüyen fikir ayrılıkları getirdi."  ifadelerini kullanmıştı.

Stiglitz, "Euro: Ortak bir para birimi Avrupa'nın geleceğini tehdit  ediyor" kitabında, euro birliğini, "başarısız olmaya mahkum bir sistem" şeklinde  nitelendirirken, sistemdeki ülkelerin ana ayarlama mekanizmalarını (faiz oranları  ve kurlar) elinden aldığını ve kıtada dayanışmadan çok ayrımcılık getirdiğini  savundu.

Avrupa'nın dayanışma içinde olması gerektiğini belirten Stiglitz, ülke  bazında yapısal reformlardan çok Euro Bölgesi'ni kapsayan bir reforma ihtiyaç   olduğunu dile getirdi.





18:0586.796
Değişim :  -0,47% |  -407,79
Açılış :  86.945  
Önceki Kapanış :  87.204  
En Yüksek
87.519
En Düşük
86.552